Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı

asker 1024x774 Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı

Mayıs 2009 itibarıyla askerlik görevimi kısa dönem hava piyade çavuş olarak bitirip döndüm. Tabii askere gidip de tecrübeleri yazmamak olmaz :)  Askerliğin en sıkıntılı kısmı genelde acemiliktir o yüzden yazının başlığına acemi birliğimi yazdım. Usta birliğimde Ankara'daydım. Burayı da anlatacağım elbette. Havacı olacak herkesin yolu Kütahya'dan geçiyor ancak Ankara'da herkes var. Yazacaklarım daha çok benimle aynı yere düşenlere hitap edecek olsa da, diğer asker adaylarının da faydalanacağı maddeler olacak.

Yazıya geçmeden önce bir hatırlatmada bulunayım. Bu yazıda geçecek sıfatlar, sivil hayatta kullandığımızdan farklı. Örneğin rahat ya da iyi gibi sıfatlar sivil anlamlarından sıyrılmış, askeri ortamda yeni anlamlar kazanmıştır. Askerliğini yapmış biri size 'orası iyidir rahat edersin' derse siz bunu elinizde olmadan sivildeki anlamıyla yorumlayacaksınız. Halbuki askeriyede rahatlık bazen temiz tuvalet veya sulu bir yemeğin içinden et çıkması olabilir. 329. dönem gidecekler yaza denk geliyor ama okumalarında fayda var yine.

Giriş Sınavı

Öncelikle şu meşhur sınav hakkında söylenen çok şeyin hurafe olduğunu söyleyeyim. İlk gün git, son gün git, ortadaki gün onbiri ellisekiz geçe git gibi şeylere inanmayın. Ben Tuzla'da girdim. Aşağı yukarı 10000 kişi üç günde sınava giriyor. Gün başına 3000 küsür kişi alınıyor. Geri kalanı zaten o gün almıyorlar. Benim gördüğüm, son güne öyle ya da böyle 3000 kişi kalıyor ve bunların da çoğu sabah gittiklerinden, öğleden sonra rahat oluyor.

Ben ikinci gün gittim. Baktım sadece sıra numarası almak için beklemem gereken kişi sayısı 1000 civarında. Hemen geri döndüm. Ertesi gün bir civarı oradaydım ve sıra numarası almadan direkt içeri girdim. İlk gün işini halledebilmek için sınav günü öncesi arabayla gidip arabada yatanlar vardı :) Ve bu kişiler gecenin üçünde dördünde sıraya girip öğlen çıkabildiler. Ben ise üçüncü gün saat bir civarı girip beş gibi çıktım. Film falan da izlemedik. İçerdeki işlemler de basit. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Çok saygılı davranıyorlar. Epey de yardımcı oluyorlar. Nette içerideyken yapılması gereken şeyleri okuyup strese girmeyin. İşin özü oradaki herkes size 'seve seve' yardımcı olmak zorunda :) Sınav çok kolay. Sonucu ise pek bir şeyi belirlemiyor. Bir ihtimal uzun dönem çıkanları dağıtırken bakılıyordur. Bizim kasım dönemine 'kısa dönem ayı' da deniyor. Uzun giden arkadaşım olmadı.

Saç sakal olayına dikkat edilmese de Bob Marley gibi gitmeyin. Kime denk geldiğinize göre kestir de gel diyebilirler. Ya da şaka yollu takılabilirler.

Sınava girme aşamasında ve sonrasında şu şöyle yapılsa millet beklemezdi anafikirli yorumlar yapacak 'sazanlar' olacak. Siz fikir beyan edip yorulmayın. Acemilikte göreceksiniz ki aslında o sınav günü bir çeşit alıştırma turu. Her asker için diyemem ama özellikle batı tarafında yapacakların usta birliğine kadar yapacakları mesainin önemli bir kısmı beklemek olacak. Yapılan işin ne olduğundan bağımsız olarak sürekli bekleyeceksiniz. Sınav günü bunun çok küçük bir örneği. O yüzden orada beklerken şöyle yapsalarmış daha iyi olurmuş demek yerine sadece kabullenin gitsin. Konuşmayı ve yorum yapmayı ne kadar erken bırakırsanız, o kadar erken alışırsınız. Başa gelen çekilir.

Teslim Olma

Teslim olma günü, verdikleri kağıtta yazıyor. Geçirmeyin. En erken giden ise, yemin töreninde kütüğe plaket çakacak. Güzel bir şey tabii. Ama eğer sesiniz zayıfsa, bağramıyorsanız ya da uzun süre bağıramıyorsanız, hiç bulaşmayın. Zira o törende yapılacak her şey, bir hafta boyunca her gün defalarca prova ediliyor. Kütüğe plaket çakan arkadaşın sesinin sağlam olması onun menfaatine. Erken gidenler ise erken çıkmıyor onu da belirteyim.

Birliğe en son gelen de olmayın. İçerideki işlemler çok uzun sürdüğünden, karanlık ve soğukta beklersiniz. Öğlen 12'ye kadar girin, akşam yatağınızda olun.

İçeri girdikten sonra bütün gününüz işlemler için sırada bekleyerek geçecek. Bu esnada yedek subay sınavı gününüzü hatırlayacaksınız :) Oradan oraya koşturduktan sonra ilk gün bitecek. Bugünün detayları önemli değil. Neye uğradığınızı şaşıracaksınız sadece. İşlerin yetişmesi için müthiş bir panik içinde olacak herkes. Siz de uyum sağlayacaksınız ve zaman akıp gidecek. Önemli detayları daha sonra anlatacağım.

Eğitim tugayında geçecek günlerinizi daha rahat geçirmek için, sıra tugaya götüreceğiniz malzemelere geldi.

Malzeme Listesi

Acemilik döneminizde her yere grup halinde gidiyorsunuz. Tek başınıza bir yere gitmeniz yasak. Çavuş ve onbaşılar sizi götürürse gidebilirsiniz ama genelde zahmet etmezler.   Bu yüzden tugayda kantin imkanı iyi olmasına rağmen, sadece yemekhanede bulunan kantine gidebiliyorsunuz. Çok kalabalık olduğundan, sıra zor geliyor, gelse de kritik malzemeler çabuk tükeniyor. Yeniden gelmesi uzun sürebiliyor. 3.Erbaş için durum buydu. Diğer bölüklerin de farklı olduğunu sanmıyorum.

Dolaplarda yer çok sınırlı. Ve elbette kafanıza göre dizemiyorsunuz. O yüzden sadece kritik ihtiyaçlarınıza ağırlık verin.

İç çamaşır: Bölükte son hafta hariç kuru temizleme servisi düzenli geliyor. Haftada bir uğruyorlar. Çamaşırları kurutma derdiniz olmaması güzel zira başka seçenek yok. İç çamaşır yığınağı yapmanıza gerek yok. Ancak yazın gideceklerle kışın gidecekler arasında fark olabilir bu konuda. Kışın ter sorununuz olmuyor. İki günde bir değiştireceğinizi ve haftada bir yıkatacağınızı düşünerek alın. Giyip çöpe atmayın.Yeşil de alabiliyorsunuz ama onlar doğal olarak mavi veriyor. Miktar ve ölçü olarak kesinlikle yeterli gelmez o yüzden yanınızda götürmeniz şart. Yetmezse kantinde sıkıntısı çekilmeyen malzemeler bunlar.

Çorap: Çorap miktarını da yüksek tutun tabii. Her gün değiştirdiğinizi düşünün. Kışın gidecekler kışlık çorap alsın.

İçlik: Kış için kaliteli bir içlik alın. Onlar da veriyor ama siz beni dinleyin.

Tuvalet kağıdı: Bu iş için selpak mendil alın. Bol miktarda almanızı tavsiye ederim. Tuvalet kağıdı daha hacimli olduğundan dolapta çok adetli saklayamazsınız. Selpakları ise dolabın arkasına üst üste dizebilirsiniz. Tek tek almayın. Tek jelatin içinde toplu olarak satılıyor. Böyle alın ki dolabınızda dağılmasın. Tuvalet kağıdı da satılıyor ancak sürekli bulunmuyor(du). Gereksiz hacim. Ayrıca hasta olmanız neredeyse garanti olduğundan selpakla işiniz daha çok olacak.

Tıraş Bıçağı: Yüzünüzün alıştığı bir tıraş bıçağınız varsa götürün. Bıçaklarını da yedekleyin. Zaten sadece beş hafta sıkıntı çekeceksiniz. Usta birliğinizde kantin imkanınız daha fazla olacak. Çarşı izniniz olacak en kötü. Eğer kendi bıçağınızı götürüyorsanız onların verdiğini almanıza gerek yok. Parayla verdikleri için, gereksiz harcama olur o telaş içinde alıverirsiniz. Bunları koymak için ufak bir çanta alabilirsiniz. Onlar da veriyor gerçi.

Tıraş jeli: Yine yüzünüze uygun bir jel vs. kullanıyorsanız yanınıza alın zira her zaman kullandığınızı orada bulamayabilirsiniz. Gillette ürünleri var genelde.

Temizlik malzemeleri: Ufak bir sabun ve sabunluk, şampuan ve banyo lifi götürün. Deodorant da alın. Yazın gideceklerde ihtiyaç daha fazla olacak.

Diş fırçası ve macunu: Diş fırçasını ve macunu siz götürün. Onların vermesi bizde iki hafta sürdü ve fazla standartlar.

Temiz/Kirli çamaşır torbası: Onlar da veriyor ama siz de ekstra kirli ve temiz çamaşır torbası alın. İç çamaşırınızı ve çoraplarınızı dolaba yığmayıp, bunların içine koyacaksınız. Gerçekten de dolabı düzgün tutmanın başka yolu yok. Bizim dolaplar normalin yarısı büyüklüğündeydi. Bir başka deyişle bir dolabı iki kişi kullanıyordu. Usta birliğine kadar tıkış tıkış bir dolabınız olacak. İlk geceden itibaren çamaşırlarınızı bu torbalara koyun rahat edin. Hatta evde bile o şekilde dizip gidebilirsiniz.

Kalem: Yanınıza kolay çıkmayan bir kalem alın. Eşyalarınızın üzerine adınızı yazarsınız. Özellikle yıkamaya verdiğiniz eşyalara mutlaka yazın. Kepe de yazın.

Askı: Bazen dolaplarda eksik olabiliyor. İki tane bulunsun.

Bot fırçası: Bota bulaşan çamurları temizlersiniz. Boya yapmadan durumu kurtarmanıza yardımcı olur. Yazın gerekmeyebilir.

Cüzdan: Hırsızlık olmuyor içiniz rahat olsun. Bu daha çok usta birliği için bir önlem. İster normal alın ister boynunuza asın. Dolabınızda ya da herhangi bir yerde unutmadığınız sürece sorun yok. Bot kilidi vs de hiç gerekmedi. 'Yer değiştiren' olmadı.

Tabanlık: Kış için kalitesinden emin olduğunuz bir tabanlık alın. Bot bütün soğuğu ayağa veriyor.

Telekom Kontörü: Bol miktarda alın. Acemilikte bulmakta sıkıntı çekebilirsiniz.

İğne iplik veriyorlar, kantinde de satılıyor yanınızda götürmenize gerek yok. Yatak yorgan için çengelli iğne kullanan olmadı ama o da çıkıyor. Bot boyası almayın veriyorlar. Bot verilirken size numara soruluyor. Bir boy büyük alın. Özellikle kışın kalın çorap giyeceğiniz için, ve tabana da tabanlık koyacağınız için boşluk payı gerekiyor. Ben tabanlık ya da vatka kullanmadım. Daha doğrusu aldığım tabanlık adi çıktı ve küçülüp ayağıma battı ben de attım.

Bir numara büyük aldığım bot ayağımı hiç vurmadı. Çamaşır filesi ve elbise poşeti de veriyorlar götürmeyin. Terlik de veriyorlar götürmenize gerek yok. Bere de almayın. Boyunluk, kar maskesi hatta eldiven bile götürmeyin. İlk ikisine zaten izin yok. Ancak verdikleri eldiven de kalitesiz. Çok çabuk sökülüyor. Kantinden yenisini alırsınız sökülünce. İlk verdiklerine oranla oldukça kaliteli. Burdan almayın rengi mengi tuıtmaz çavuşla muhatap olmaya değmez :) Size bir de asker çantası verecekler. Kocaman bir şey. Epey eşya alıyor. Usta birliğinize bunu da götüreceksiniz. Gelirken de yanınızda olacak. Buradan giderken ekstra büyük bir çanta götürmeyin.

Eşofman veriyorlar ama bir takım da siz götürün. Zira hemen vermiyorlar bunları. Ufak not defteri ve kalem de veriyorlar. Yanınızda fazla para taşımayın gerek yok. İki tane 50TL ve birkaç tane 5TL olsun yanınızda. İlk gün bazı şeyler için para lazım oluyor. Sigorta yapıyorlar örneğin. Onun dışında her şey ucuz ve zaten yemekhane haricinde bir yerden yemek de yasak. Sigara bağımlıları daha fazla para taşımalı tabii. Bir sigara için ne hallere düştüğünüzü görünce belki de bırakırsınız. İçen biri olsam, sırf içmek için izin almak ya da izin verilmesini beklemek gerektiğinden bile bırakırdım.

Elektronik her şey yasak. Radyo dahil. İlaç götürmeniz de yasak ancak yanınızda götürdüğünüz ilaçları alıp vizite çavuşlarına veriyorlar siz de onlar aracılığıyla kullanmaya devam edebiliyorsunuz. Ama ilacı kaybolan ya da başka bölüklere giden de oldu.

Peki malzemeleri nereden alacaksınız?

Bu iş için asker çarşıları var. Ben çoğunu Kadıköy'den aldım. Siz almayın diye yazıyorum. Sattıkları çoğu malzeme kalitesiz. Her dediklerini almaya kalkarsanız, 300 TL civarı bir maliyet çıkıyor ki hiç gerek yok. Satılan malzemeler bu parayı hak etmiyor ve sadece yukarıda yazdıklarımla rahat rahat geçiyor 35 gün. Asker çarşısından sadece yeşil iç çamaşırı alın. Diğer her şeyi marketlerden alabilirsiniz. Üstelik daha az tutar ve kalitesi daha yüksek olur. Size neden bahsettiğimi göstermek için iki örnek vereceğim. Birincisi asker çarşısından aldığım içlik. Kütahya'daki ilk günlerim bu içliği dikmekle geçti.

img 2261 550x366 Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı

Yukarıdaki örnekte sattıkları içliğin dikişlerini görüyorsunuz. Zayıf olmaları bir yana, araları oldukça açık.

img 2267 550x366 Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı

Yukarıdaki örnek ise pazardan aldığım, aynı fiyata satılan içlik. Dikişler aralıksız devam ediyor. Hiç yırtılmadan görevini yerine getirdi.

Diğer örneğim ise saat. Casio FW91, asker saati olarak da bilinir. Tek işlevi saat olmasıdır ve ucuzdur.

img 2295 550x366 Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı

Ahlaksızlar 13 TL'ye bu saatin sahtesini satıyorlar. Kütahya'da garda aynı sahte saati pazarlıkla 2TL'ye alabilirsiniz. Kadıköy'de orijinali fiyatına sahte alıyorsunuz.

img 2268 550x366 Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı

Hiç suya girmemiş saat. Ter bile görmedi diyebilirim. Buna rağmen paslandı.

img 2288 550x366 Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı

Aydınlatması berbat

Benim tavsiyem ise Casio F200.

img 2296 550x366 Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı

Bu saat hem gerçekten su geçirmiyor hem de aydınlatması çok iyi. Aydınlatma deyip geçmeyin. Saat 5.30-6 arası uyanacaksınız. Ancak bazen bir sebeple daha erken uyandığınızda kalkış saatine ne kadar kaldığını görmek isteyeceksiniz. Örneğin saat üç ise uyumaya devam edilir. Ama 5.15 ise boşuna dalmayın kalkıp tıraş olun. Daha az kuyruk olur hem. Kışın bu saatlerde hava zifir karanlık olduğu için saati göremiyorsunuz. O yüzden aydınlatması iyi bir saat alın. Hepsiburada'dan aldım. 22TL idi.

img 2286 550x366 Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı

Saatin aydınlatması burada göründüğünden daha iyi

Sahte FW91'de lambaya basınca ekrandaki görüntü gidiyor :) Diğer arkadaşlarda su geçirme, saatin 10 dakika geri kalması gibi varyasyonları da vardı. Kayış kopmasını saymıyorum.

Satılan diğer malzemelerin kalitesi de bu ayarda. Asker çarşılarından alışveriş yapmayın başınız ağrımasın. Yine söylüyorum, oradaki her şey piyasada daha kaliteli olarak var. Zaten askere bot, kamuflaj ya da silah götürmeyeceksiniz. Geri kalan malzeme askeri malzeme değil. İnsan psikolojik olarak sanki özel bir malzeme var diye düşünüyor. Sabun her yerde sabun askerisi olmaz ki bunun :)

Acemilik: Kütahya Günleri

Öncelikle en kötü gününüz ilk gününüz olacak. İlk günü bitirince en zorunun geçtiğini bilin. Kötülüğü ise bütün gün oradan oraya koşturmakla geçmesi. Tam bir curcuna. Biz soğuk altında saatlerce beklemiştik. Sıcak altında beklemek de bir o kadar kötü olsa gerek. Ben üçüncü erbaştaydım. Öğlen 12'de giriş yaptım nizamiye'den. 22 civarı koğuşa girebilmiştim. İkinci erbaş hariç sıkıntı çeken duymadım ama bu durum dönem dönem değişebilir. Sonuçta sıkıntı kaynağı çavuşlar ve onbaşılar, onlar da her dönem değişiyor. Curcunada neler yaşandığını bilerek anlatmıyorum yaşayarak öğrenin :) Kamuflajınızı giyip bot bağladığınız kısım diyeyim özetle. Ama botu bağlayacak vakit/fırsat dahi olmuyor. Saç tıraşı olup gidin zaman kazanırsınız. Sabahları sakal tıraşı olmak ise zor. Çok uzamıyorsa akşamdan olun. Sabah olacaksanız erken kalkın yoksa ayna önünde beşerli sıralar oluşuyor.

İlk üç gün alışma süreciniz. Sonra rahatlıyorsunuz zira belirsizlikler azalmış oluyor ve ufak ufak arkadaş edinmeye başlıyorsunuz. Acemilik boyunca yüzbaşıdan büyük rütbe görmeniz zor. Yemin töreninde, o da uzaktan yarbay görebilirsiniz. Hava Kuvvetleri Komutanı da gelebilir. Ama hepsi son gün. Yüzbaşı size Genelkurmay Başkanı gibi görünecek zaten :) Siz bir de usta birliğinizi görün :) Yıldız geçidi gibi :)

Sizin işiniz onbaşı ve çavuşlarla. 'Komutanlarınız' onlar. Sizden çok genç olacaklarını söyleyebilirim. Gereğinden fazla muhabbet etmeyin. Mesafeli olun. Size küfür ya da şiddetle yaklaşmaları yasak. Böyle yapan olursa şikayet etmekten çekinmeyin, gereği yapılır. Bütün işlere onlar koşturuyor o yüzden haksızlık da etmeyin. Siz de çavuş olunca benzer durumda kalacaksınız. Kütahya'da sadece çavuşlarla vakit geçirip onlardan emir alınca, çavuşluğu gözünüzde büyüteceksiniz. Şimdiden söyleyeyim, usta birliğinde erlerden farkınız olmuyor. Sonuçta herkesin alt rütbesisiniz. Bir hükmünüz yok. Elbette erlerden çok daha rahat oluyorsunuz. Rütbe aldım havasına girmeyin diye söylüyorum :)

Bir sorun olduğunda silsileyi bozmadan gitmeniz gerekiyor. Bunu aklınızdan çıkarmayın. Yani küçük rütbeden başlayıp büyüğe doğru gideceksiniz. Elbet arada birisi sizinle ilgilenecek. O konuda problem yok. Tüm astsubaylar sizinle tuhaf istekleriniz yoksa ilgileniyor. Ama şu cümleyi duymaya hazır olun, 'komutanım'dan sonra en çok duyacağınız şey olabilir: 'yapacak bir şey yok'. Bunun 'yapcak bişi yok', 'yapicik bişi yok', 'yapcak bişi var mı?' gibi versiyonları da var :) Usta birliğinde siz de kullanmaya başlıyorsunuz. Askerlik bitiminde aslında sivilde de çok kullandığınızı fark edip kendi kendinize gülebilirsiniz :) Deli demezler askerden yeni geldi derler :)

Acemilikte yanaşık düzen eğitimi alıyorsunuz. Hiçbir zorluğu yok. Silahlı eğitim hemen başlamıyor. O da çok kolay. En zorlanacağınız kısım, silahları silahaneden alıp geri koyarken sıra beklemek olacak. . Gittiğiniz zamana göre soğuk/sıcak altında bir saat bekleyeceksiniz. Biz çok kişiydik tabii. Daha az olursanız yarım saatte de bitebilir. Bir de atış günü donma tehlikesi geçirebilirsiniz o kadar. Biz kış şartlarının ağır olması nedeniyle spor yapmadık. Düz yolda yürümek bile yeterince problemdi. Yere damla düşse donup bir daha erimiyordu. Elbette kar küreme işlerini siz yapıyorsunuz. Yazın da bunun çimde mıntıka versiyonu olabilir. Biletlerimden aldığım bilgiye göre bahar döneminde de spor yapılmamış. Yaz dönemini bilemiyorum. Kütahya baharda dahi soğuk olmayı başarabilen bir yer.

Yemekler özel sektörden geliyor. On üzerinden altı bazen yedi diyeyim. Zaten yiyecek başka bir şey yok. Kantin yasak. Ancak bisküvi tarzı bilimum zararlı şeyleri bulabiliyorsunuz. Bir de bizim kantinde su bile biterdi ama Uludağ ürünleri her daim hazırdı. Bir çeşit 'sponsorluk' anlaşmaları var sanırım. Bir de akbaba diye tabir edilen, eğitim alanlarında peşinizde dolaşan yemek aracı var. Soğuk olmak kaydıyla ekmek arası köfte ya da salam-kaşar alabiliyorsunuz. Son hafta büyük kantinden de yemenize izin veriyorlar. Ama çok sıra beklemek gerekiyor.

Yemeklerde üçüncü erbaş olarak sıkıntı, yemeklerin tatsız olması değil, yemekhanenin çok uzak olması. Ve buraya günde üç kere gidecek olmanız. Kışın karlı ve buzlu yollarda hayli zor oluyor. Yazın da sıcak altında sıkıntı olacaktır. Son hafta hariç mümkün olan en uzun yollardan götürüldüğünüzden, yorulmamak elde değil. Eğer problem yaşamak istemiyorsanız, askere gelmeden iki ay önce kondisyon çalışın. Abartılı bir şeye gerek yok. Günde bir saat yürüyün ve koşun yeter. Zamanla temponuzu yükseltirsiniz. Çok faydasını görürsünüz. Yemekhanesi yakın olan bölükler de var ama onlar da eğitim alanına uzaklar. Yani yürümekten kaçış yok. Fiziken buna hazırlıklı olmak, özellikle kilo problemi olan kişilerde, sakatlanmaların önüne geçer.

Yemekhaneye varınca da iş bitmiyor. Son kişi de yiyip çıkana kadar bütün bölük dışarıda, soğukta/sıcakta bekliyor. Bunun organizasyonunu çavuşlar yapıyor. Daha doğrusu yapmakla görevliler. Ancak sizin üşümeniz onların pek umrunda değil. Daha doğrusu gereken organizasyonu yapabilecek beceriye sahip değiller. Zaten biraz becerikli çavuşlar eğitim çavuşluğu yapmıyor, binalarda görev yapıyorlar. Kısa dönem çavuşlar da öyle.

Alış-veriş demişken para işlerinden de bahsedeyim. Tugay'da Akbank var. Eğer önceden Akbank hesabınız varsa sıkıntı yaşamazsınız. Ama yoksa size hesap açıyorlar. Hesabınız varsa da açıyorlar gerçi ama kullanmak zorunda değilsiniz. Kendi kartınızı yanınızda götürmeniz daha iyi. Benim tavsiyem eğer Akbank hesabınız yoksa siz gitmeden bir hesap açtırın. Ben Akbank'la çalışmadığım için kartım yoktu ve tugay'dan verilmesini bekledim. Akbank şubesi mezar gibi bir yer. Hesap açtırmaya değil de firavunu görmeye gidiyorsunuz gibi :) Hesap açtırma süreci hali sıkıntılıydı. Mezar gibi alana o kadar çok kişiyi sığdırmak mümkün olmadığından, dışarıda saatlerce beklemek durumunda kalabilirsiniz. Ben de ilk ciddi soğuk algınlığımı bu sayede yaşadım. Sonuçta da kartım elime acemilik dönemi boyunca ulaşamadı. Kuryede kalmışmış. İstanbul'dan gelecek kart, altı saatlik yolu üç haftada gelemedi. Neyse ki karta ihtiyacım olmadı. Usta birliğimde Garanti bankası vardı ama önceden bilmediğim için Akbank ile uğraşmak zorunda kaldım. Siz gitmeden her iki bankadan da hesap açıp para çekme kartı alın, başınız iki yerde de ağrımasın. Usta birliğinde para daha çok lazım olacak.

Temizlik için kuru temizleme servisi var. Kapıdan alıp ertesi gün veriyorlar. Çamaşır fileniz sağlamsa sorun yok. Üzerine çıkmayan bir kalemle isim yazın yeter. Tören haftası kamuflaj yıkayacakları için normal çamaşır almayabilirler o haftaya yedekli girin :)

Kişisel temizlik içinse durum düşeceğiniz bölüğe göre değişir. Bizde duş vardı ama sıcak su yoktu o yüzden hamam hariç temizlik şansımız olmuyordu. Hamama da organize şekilde götürülmediğinizden kapasite üstü bir kullanım oluyordu. O yüzden sahip olduğunuz her şeyin üzerine adınızı yazın. İçeride karışabilir. Yine burada da son kişi çıkana kadar soğukta bekliyorsunuz ve tabii ki hasta oluyorsunuz, tabii eğer daha önce olmadıysanız :)

Sağlık açısından normalde sorununuz olmasa bile burada hasta olmamak çok zor. Eğer özellikle astım tipi bir rahatsızlığınız varsa, Kütahya'nın çok pis olan havası bütün rahatsızlıklarınızı tetikleyecektir. Bu konuyla ilgili resmi olarak ne yapılabildiğini bilmiyorum. Yani kronik hastalıkları olanlar ilaçlarını içeri nasıl sokar eder bir fikrim yok. Elbet bir yolu vardır. Ama ilaçsız da olsanız içeride viziteye çıkıp ilaç alabiliyorsunuz.

Muayeneler ileri teknoloji ile yapılıyor. Doktor, teğmen, sadece uzaktan bakarak size teşhis koyabiliyor. Telepatik tıp benim bilmediğim yeni bir alan olmalı :) Hastaneye de gönderiliyorsunuz ama oraya da yürüyerek gittiğinizden, hasta halinizle yolda telef olabilirsiniz. Sırf o yolları yürümemek için viziteye çıkmayan oldu diyeyim ben size :) Telepatik tıbbın yararı 10 saniye içinde teşhis konması, zararı ise teşhisin yanlış olabilmesi :) Her öksürene grip muamelesi yapılınca benim gibi başka bir hastalık nedeniyle öksürenlere de grip ilacı verip gönderebiliyorlar. Sonra tabii hastalığın ilerlemesi devlete çok daha büyük bir tedavi masrafı olarak geri dönüyor. Bana da usta birliğimde bir aylık hava değişimi olarak döndü ama hasta olmamayı tercih ederdim. İyileşmesi çok uzun süren ve iz bırakan bir süreçti. Usta birliğinde hastane imkanları çok daha farklıydı. Orada gerçekten teşhis ve tedavi ediyorlar.

Benim hastalığım Kütahya şartlarında ve tabii kötü beslenme gibi yan etkilerle 20 yıl sonra hortladı. Yani geçmişinizde bile olsa astım bronşit geçirmişliğiniz varsa azap dolu günler sizi bekliyor. Yazın biraz daha rahat olabilir zira hava kirliliği daha az olacak ve hava da sıcak olacak. Yukarıda kondisyon çalışın demiştim. Eğer astım risk grubunda iseniz bu çalışmaya karın hareketlerini de ekleyin. Bazı arkadaşlarım bir noktadan sonra öksürmekten değil, çok öksürmenin yol açtığı karın ağrısından şikayet ediyordu. Ben de 30 gün aralıksız öksürdüm ama bahsettiğim çalışmayı yapmış olduğum için ağrı çekmedim. Faranjit hastası arkadaşlarım da usta birliklerine kadar rahat edemediler. Bununla da ilgili sıkıntınız varsa tedbirli gitmekte fayda var. Kışın özellikle. Kütahya kışın yaşanabilecek bir yer değil.

İletişim imkanlarınız acemilikte sınırlı. Bizde iki telefon vardı. Telekom'un kulübelerini kullanıyorsunuz. Herkes tüm gün eğitimde olunca birden hücum oluyor sıra bekliyorsunuz. Ama kesinlikle sorun olmuyor. Fakat şunu belirteyim. Telefonda kartınız bitene kadar konuşabilirsiniz ama üçüncü dakikadan sonra arkanızdaki kişiler içlerinden koro halinde küfür etmeye başlıyor bunu da bilin :) Hele hele şu Telekom harici telefon kartlarından kullanıyorsanız, önce 1500 tane numara çevirmeniz gerekiyor. İki ya da üç kişiyi arayacaksanız ya da yanlış numara çevirirseniz, konuşma zamanınız numara çevirmeye gidiyor zaten. Arkanızdakiler numara çeviriyor deyip üfür etmemezlik etmiyor :) En azından acemilikte Telekom kontürü kullanın. Bizde çok çabuk tükendiği için bulmak zor oluyordu. Yanınızda bol bol götürün. 100'lükleri Telekom pek satmak istemiyor anladığım kadarıyla zira ben bulmakta çok zorlandım. Sanırım 50'lik satmak işlerine geliyor. İki 50 bir 100'lükten pahalı olabilir. Ev telefonunu aradığınızda kontörler çok yavaş azalıyor ama cebi ararsanız su gibi gidiyor. Telekom harici kartlarda ceple ilgili performans daha yüksek diyordu arkadaşlar ama ben kullanmadım. Zaten cep aramadım hiç. Bir de kulübeler dışarıdan aranabiliyor. Numaranız karşıdan göründüğü için sizi arayabiliyorlar. Bu yolu da kullanabilirsiniz kontör azalırsa.

Sınavlar ve tören

Acemilk sırasında onbaşılık ve çavuşluk sınavına gireceksiniz. Bu sınavları ciddiye alın. Bizim büyük kısmımız çavuş oldu ama 327'lerden er olarak gelen kısa dönemler epey çok. İşi sıkı tutmuşlar. Sorular daha zormuş. Nasılsa geçeriz diye hiç 'çalışmadan' girmişler anladığım kadarıyla zira nette yazan eski askerler, o sınavın formalite olduğunu yazmışlar hep. Onları okuyanlar da sınavı hafife alınca er olarak gittiler usta birliklerine. Bizim sınav çok kolaydı. 327'lere bir piyango mu çarptı yoksa artık o sınavlar daha mı zor bilmiyorum ama siz, size anlatılanları aklınızda tutun. Size verilecek 'çeklist'e göz atın. Tamamen kendinizi kapamadığınız sürece sınavı geçmemek yine de düşük bir ihtimal. Çavuş olmanın pek bir getirisi olmasa da, sonuçta altınızda onbaşı ve erlerin olması demek, işleri paslayabilecek birilerinin olması demek :)

Tören içinse son hafta prova yapılıyor. Can sıkıcı oluyor ama o aşamaya gelmek acemilik eğitiminin bittiğinin de işareti olduğundan, o kadar da kafaya takmıyorsunuz. Askerde 'yatmak' sandığınız kadar iyi bir şey değil. Orada en büyük 'düşman' zaman. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamak ise en iyi silah. Bu da ancak bir şeylerle oyalanmakla mümkün. O yüzden eğitimdi tören provasıydı bunlar zamanı geçirten şeyler. Bunların olmadığı bir acemilik kesinlikle çekilmez olurdu. Özellikle acemilik, askerlik dışında hiçbir şey yapamadığınız bir aşama. Usta birliğinde az da olsa değişik bir şeyler yapmak mümkün. Ama acemelikte sıkıntıdan patlayabilirsiniz. Hele kışın Kütahya'da dışarıda da durulmadığından içeride iyice canınız sıkılıyor. Yine de zamanınızın büyük kısmını bir şeyler bekleyerek geçireceksiniz. İçtimalarda bekleyeceksiniz, yemek kuyruğunda bekleyeceksiniz, yemekten sonra bekleyeceksiniz, banka hesap kuyruğunda bekleyeceksiniz, hamam sırasında bekleyeceksiniz, beklemek için bekleyeceksiniz vs vs. Eğitim, bekleme süresinin yanında devede kulak. Acemiliğimi tek kelimeyle ifade edecek olsam beklemekle hasta olmak arasında gider gelirdim ama beklemek kazanırdı :)

Kütahya

Eğer usta birliğinizde Kütahya'da kalmayacaksanız, çoğunluk kalmaz, Kütahya'yı sadece bir kez göreceksiniz. En çok iki. Ben törenden sonra izin kullanmadan 'devlet imkanıyla' aynı gün usta birliğime gittiğim için çok şükür sadece bir kere gördüm. İzinler yedi günden az kullanılamıyor haberiniz olsun. Bir de birliğe erken katılan kişiler, zamanında herkesle beraber çıkarken, geç katılanlar geç katıldığı süre kadar geç çıkıyor bunu da unutmayın. Acemi birliğine erken katılmak avantaj değil. Usta birliğinde o süre sayılmıyor. Yol izni iki gün olanlar, bir gün olanlara göre erken çıkıyor.

Küthaya'nın havası kışın nefes alınmayacak kadar kötü. Sanırım doğalgaz kullanımı yaygın değil ve etraftaki fabrikaların da pisliği buraya çöküyor. Kütahya'nın meşhur vazosunun önünde durup da vazoyu görememek gibi bir durum yaşadım, o kadar feciydi. Gerçi ben vazoyu daha büyük hayal etmiştim. Kadıköy'e koysanız kimse dönüp bakmaz boğa dururken :) İki hafta boyunca tugaya çöken pis hava nedeniyle nereye geldiğimizi anlayamadık. Kazara koğuşlardan uzaklaşsak yolumuzu bulamayacaktık. Daha sonra da bu pis durum arada sırada hafifleyerek devam etti.

Havası çok soğuk. Koğuşlar çok sıcak. Gece de kalorifer yanıyor. Ancak sürekli sıcaktan soğuğa girip çıkınca yine hasta oluyorsunuz. Ayrıca ben bu kadar tozlu bir yer görmedim. Her gün iki kez silinmesine rağmen öbek öbek toz çıkıyordu. Elbette gece boyunca bunları yutup nefessiz bile kalabiliyorsunuz. Zaman zaman kalkıp o kışta camı açıp temiz hava almaya çalıştığım oluyordu. Sağlam tertiplerde bile toz yutmaktan öksürük krizi ve ses kısılması gibi şeyler, sabahların rutini haline gelmişti.

Kütahyalı'lar bu havaya nasıl dayanıyorlar hayret. Allah beni bir daha oraya düşürmesin.

Yazının bundan sonrasında usta birliğimden ve Ankara'dan bahsedeceğim. Ankara'da birçok askeri birlik ve merkez olduğundan, herkese yönelik birkaç tüyo vereceğim.

Hava Lojistik Komutanlığı-Ankara/Etimesgut

Aslında Eskişehir yolunda desek daha doğru. Ancak Zırhlı Birlik'ler karşısı olarak biliniyor :) Tam karşımızda tankçılar bulunuyordu. Bizden bir hayli büyük olduklarından, toplu taşıma araçlarında Zırhlı Birlikler diye görürsünüz. Oraya giden her araç bizim de önümüzden geçiyor. Bizim birliğin önünde bir otobüs durağı var. 500'lü numaralar oradan geçiyor. Nedense Ankaralılar minibüsleri daha çok seviyor. Sıcak havada bile tıklım tıklım gidiyorlar. Otobüsler biraz daha ferah. İstanbul'un aksine balık istifi olmadan gidip gelebildim. Tek sorun dönüşte bazı şoförlerin Lojistik durağında durmayıp Etimesgut'a devam etmesiydi. Duraktan önce durmak için düğmeye basıp bekliyorsunuz ama herhalde bende asker tipi yoktu, bazı şoförler yanlış alarm diye yorumlayıp geçtiler :) O yüzden düğmeye bastıktan sonra şoförle göz göze gelin :)

Hava Lojistik Komutanlığına seçilirseniz, bilin ki çok şanslısınız. Rahat bir askerlik dönemi sizi bekliyor. Burada göreviniz, Lojistik Komutanlığı Karargahına hizmet etmek. Karargahın her hizmetini erler yerine getiriyor. Ama er sayısı fazla değil o yüzden herkes sürekli çalışıyor. Bunun neticesinde eğitim sadece haftasonları olabiliyor zira hafta arası eğitim yaptıracak er bulmak imkansız. Ek bir iş çıksa dahi asker ayarlayamıyorsunuz. Siz de bu erlerin başında duruyorsunuz ancak çoğunluk lojmanlarda hizmet veriyor. Ne iş yapacağınız seçilirken eğitim durumunuza da dikkat etmeye çalışıyorlar. Gıda mühendisi elbette levazım bölüğüne gidiyor örneğin :)

Subay sayısı oldukça fazla ama Kütahya'daki çavuşlardan sonra çok rahat edeceksiniz :) Çavuş olduğunuz için değil, eğitimli olduğunuz için sizinle diyalogları erlere oranla çok daha samimi ve rahat. O yüzden 'biz nereye geldik' diye düşünmeyin. En ufak sorun yaşayacağınızı sanmam. Erler arasında liseye uğramış asker bile görmek zor. Eğitim seviyesi düşük. Ancak sizi ağabeyleri gibi görüp saygısızlık yapmıyorlar. Size komutanım demelerini beklemeyin, o Kütahya'ya özel bir durumdu :) Çok fazla samimi de olmayın çok mesafeli de olmayın. İlk başlarda kimin ne olduğunu bilmiyorsunuz çünkü. Zaman içinde samimi olacağınız çok düzgün insanlar olacak.

Birliğin yemekleri de yatakhaneleri de Kütahya'dan iyi. Benden sonra özel firmaya verilecekti yemekler o yüzden son halini bilmiyorum. Ama yemek istemezseniz artık burada kantin imkanları çok daha rahat. Hafta da bir gün çarşı izniniz var. Ankara'da olmanın avantajıyla çarşı izinlerinizde her türlü ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

Ankara'nın havası gündüz yakıcı gece buz gibi olabiliyor. Kaloriferler nisan'a kadar yanıyor. Yatakhanede sıcak su ve duş var. Ayrı olarak hamam da var. Her bölüğün kendi günleri var. Uymasanız da olur ;)

Birlik içinde terzi ve berber var.  Berber kendini bir şekilde sakatlamadığı zamanlarda açık ve iyi iş çıkarıyor. Çarşıya çıkınca da hallederbilirsiniz tabii. Üç numara yeterli. Abartmaya gerek yok.

Televizyon izleyebiliyorsunuz. Gazete yok. Televizyona pek sevinmeyin zira askerlerin en sevdiği filmler Kel oğlan ve Kemal Sunal filmleri. Bunları eski Türk filmleri takip ediyor. Dizi olarak ise Ölümsüz Kahraman'lar açık ara önde. Ben olsam bu diziye reklam vermezdim. Reklam aralarında bu kadar içten küfür ve beddua edilen bir yer ve dizi görmedim :) Reklam veren firmaların kulaklarını fena çınlatıyorlar. Adanalı, Kurtlar Vadisi ve Arka Sıradakiler diğer popüler diziler. Akşam haber de izleyebilirsiniz.

Kemal Sunal filmi demişken bir de anı anlatayım bununla ilgili. Bir gün bizim çavuş arkadaşlardan birini kendi bölüğünde ziyarete gittim. Burada askerlerle gazinoda oturuyorduk. TV kanallarını gezerken, Kemal Sunal'ın meşhur Şark Bülbül'ü çıktı. Askerler aniden mutlulukla yerlerinden sıçradılar ve çavuş arkadaşım da bu kanalı bıraktı. Bir süre sonra fark ettik ki ikimiz de filmi izliyoruz. Filmde ikimizin de dikkatini çeken bir tuhaflık vardı. Görüntü kalitesi ikibinli yıllar olmasa da doksanlı yılların bir çok Türk filminden iyiydi. Meğer bir firma bu filmleri almış, temizlemiş ve görüntüyü iyileştirip, 'HD kalitesinde' piyasaya sürmüş.Gerçekten de görüntü temiz ve renkler canlıydı. Yani sevenleri merak etmesin, Kemal Sunal, TV var oldukça yayınlanmaya devam edecek :)

Lojistik Komutanlığı ile çok fazla detay vermeme gerek yok. Buraya düşenler kesinlikle şikayet etmemeli. Çok şanslı olduğunuzu bilin. Eğer idari işlere seçilirseniz, dua edin adaşım uzman çavuş orada olsun. On numara asker ve on numara insandır. Çok yardımcı olur size. Selamımı da söylersiniz :)

Ankara

Ankara'ya ilk gidişimdi. Anlatırken tabii İstanbullu biri olarak yorumluyorum. Diğer illerden gelecek olanların farklı fikirleri olabilir. Ankara için Cetvelle çizilmiş gibi derlerdi, doğruymuş. İlk zamanlar epey kayboluyordum Kızılay çevresinde. Her sokak birbirine benziyordu. İstanbul şekilsiz olduğu için, yanlış yere gittiğinizi anlamanız kolay. O yüzden kendinize bazı referans noktaları seçip yolunuzu ona göre belirleyin.

Kışın izinler saat 17'ye kadar. Haftasonları bir gün 13.30 diğer gün 9'da çıkıyorsunuz. Yani kışın 13.30'da çıkmak dezavantaj. Yazın ise 19.00 oluyor dönüş saati. Ben EGO kartı almıştım. Epey rahat oldu. Gerçi kağıt olduğu için dikkat etmek gerekiyor. Bir de kalan para/kontür miktarı arkasına sayıyla işlendiğinden önceleri hiç bir şey anlamadım. Birkaç Ankaralı'ya sordum hepsi değişik bir şey söyledi. Sonunra metroda danışma buldum da doğrusunu öğrendim. Bilet fiyatlarını bilmeyince biletin kalan sefer adedini hesaplayamadım. Aktarmalarda da fiyatlar değişiyor. Bunları öğrenirseniz kolay.  Genelde Kızılay'a gittim. Zamanımı keşifle harcamadım açıkçası. Size birkaç yer söyleyeceğim aklınızda bulunsun.

500'lü otobüslerden birine binince Kızılay'a kadar gidiyorsunuz. Bakanlıklar yazan gelirse ona da binin, iki dakika yürürsünüz. Yol cumartesileri biraz yavaş akabiliyor. 30-40 dakika arasında Kızılay'dasınız. Adres bilmeyen birine adres anlatırken yapılan en önemli hata ona sokak adı söylemektir. Bu tip tarifler, orada daha önce bulunmamış kişiler için anlamsızdır. O yüzden ben size mekan adları ile anlatmaya çalışacağım. Eğer 532 ile geldiyseniz köşede kocaman sarı tabelasıyla English Time'ın sokağında ineceksiniz. Buraya iyi bakın. Dönüş otobüsüne de buradan bineceksiniz. Ancak dönerken bence 541 Eryaman'la dönün. 532'ler Ankara içinde bir tur atıp öyle çıkıyor Eskişehir yoluna. Hem daha uzun sürüyor hem de daha dolu oluyor. 541 ise fazla dolanmadan yola çıkıyor. Güven Park'ın yanından da kalkıyor otobüsler ama siz benim dediğim yerden binin yoksa ayakta kalırsınız.

Yolun English Time tarafına geçin ve yukarı doğru, yokuş yukarı, çıkın. İlk soldan dönün. İçeride biraz ileride sağda Ata restoran var. Dışarıdan lüks gözüküyor ama fiyatları İstanbul'a göre uygun. Taze et görmüş yamyam gibi saldırınca bile 28TL ödedim ki aynı şeyleri burada yesem 40-45TL rahat giderdi. Buradan çıkıp sağa doğru devam edince ya da önünden geçip gidince, yol ayrımına geleceksiniz. Sağa dönüp yukarı çıkın. Sağlama yapmak için yol ayrımında Aba Piknik'i görün. Arkanıza alıp yukarı devam edin. Yolu takip edin. Kendiliğinden sağa dönecek. Burası Konur Sokak. İçinde meşhur Leman Kültür ve Dost Kitapevi bulunuyor. Dost Kitapevi İstanbul'da yok o yüzden kendi bastıkları kitapları yerinde görmüş olursunuz. Buraya servet harcadım. Kitap zaafiyeti olan girmesin.

Bu sokakta benim tavsiye edeceğim, yine dışarıdan bakınca lüks gibi görünen ama İstanbul'a göre ekonomik 'Cafe Su' var. Sabah yemekhanede kahvaltı etmeyip buraya gelin. 7TL'ye güzel bir kahvaltı yapın. Öğlen çıkınca da öğle yemeği için gelebilirsiniz. Günlük gazeteleri de var. Epey zaman geçirirsiniz. Müzikleri de fena değil. Ankara'da bulunduğum süre içinde başka yere gitme ihtiyacı hissetmedim sayelerinde.

Kızılay gezip görülecek yeri fazla olan bir yer değil. Özellikle de İstanbul'dan gidince. Sokak sokak mağazalar ve kafeler var. Alışveriş ihtiyacınız varsa rahatça karşılarsınız. Yemek işinizi de halledince yapacak pek bir şey kalmıyor. Yani İstanbul'daki 'deniz manzarasına karşı oturayım' ın muadili burada yok.

Kızılay'da her yerde üst geçit var. Ama o kadar kötüler ki kullanmak için belli bir kondisyon gerekiyor. Sanki yürüyen merdiven düşünülerek yapılmış da sonradan bir sebepten takılmamış gibi bir izlenim edindim. Ankaralılar da çoğu zaman yola atlayıp geçmeyi tercih ediyorlar zaten.

Eğer benim gibi Kızılay sanıp Sıhhiye'de inerseniz, mutlaka Bursa İnegöl'e gidin. Yine tıkabasa bir yemek 24 TL tutuyor. İstanbul'da aynı kalitede mümkün değil. Zafer Park'ını bulun, karşıya geçin ve düz gidin. Soldaki sokaklardan birinde. Görmemek imkansız. Buradan iki dakika yürüyüş mesafesinde Zırhlı Birlikler otobüsü var. Yemekten sonra hemen birliğe geri dönebilirsiniz.

Bir diğer gidebileceğiniz yer ise Bahçelievler. Ben Ankaray'la Beşevler'e oradan da yürüyerek Bahçelievler'e gittim. Sebebini söyleyeceğim. Bahçelievler'in '7 Caddesi' bizim Bağdat Caddesi'nin ufağı. 'Piyasa mekanı'. Ancak cadde daha kısa olduğu için aynı arabanın yanınızdan yarım saat içinde beş kere geçmesi mümkün :) Bağdat Caddesinde trafiğe göre yarım saatte bir olabiliyor :)

Yine burada da mağazalar ve restoranlar bulunuyor. Hem yiyelim hem de oturalım diyorsanız burada bir yere gelin. Yemek demişken, Ankara'nın simitleri bir tuhaf. Küçükler ve fazla kavruklar. Sadece bir pastanede İstanbul'dakilere benzeyen bir simit bulabildim, onu da sosyete simidi diye pahalıya satıyorlardı :)

İnternet'e girmek için Kızılay'da çok yer olmasına rağmen, asker nüfusu çok kalabalık olduğundan yer bulmakta zorlanabilirsiniz. O yüzden ben Beşevler'e gidip orada bulduğum Limon Cafe'ye gidiyordum. Burasının özelliği yeraltında olması. Yani dışarıdan baktığınızda tabelasını çok kolay ıskalayabilirsiniz. Bu yüzden de genelde kalabalık olmuyor. Ben yer bulmakta sıkıntı çekmedim. Fiyatları da uygun. Gitmek için Beşevler durağından çıkıp üçüncü cadde'ye gelin. Dümdüz gideceksiniz. Caddeye girdikten sonra tek yapmanız gereken yine düz gitmek. Sağınıza bakın. Beş on dakika içinde orada olursunuz. Little Ceaser's pizzanın yanı. Orayı tespit etmek daha kolay. O pizzacıda bir kez pizza yedim. Böyle kötü pizzayı ancak özenerek yapabilirsiniz. Ağzımın alıştığı bir pizza tadı olsa, değişik geldi diyeceğim ama yok. Kırk yılda bir yerim o da mutlaka birileriyle gittiğim içindir. Beşevler'de işiniz bitince Bahçelievler 7.Cadde'ye yine beş dakika yürüyerek ulaşabilirsiniz. Çıkıp sağdan devam edeceksiniz. Sağ paralelinizde kalıyor. Ara sokaklardan birinden yukarı çıkın.

Daha gidilebilecek çok yer vardır  ama kışın dolaşmanın pek tadı olmuyor ve 17'de döneceğiniz için zamanı idareli kullanmak gerekiyor. Ben bir askerlik işi için Cebeci'ye ve Etimesgut'a gittim. Siz gitmeyin gerek yok. Komutanlık sizi Anıtkabre ve Hava Müzesine de götürüyor ayrıca. Müze çok güzel ama elbette fotoğraf imkanınız yok :) Hava Müzesinde görev alırsanız o başka tabii :)

Birliğe geri dönerken, bir saat önce otobüste olun. Minibüs de var gerçi ama otobüs daha rahat. Minibüs 'asker indirimi' yapıyor. Cumartesileri yol biraz daha sıkışık oluyor. O yüzden bir saat önce yola çıkmış olmak sizi içtimaya yetiştirir. İçtimadan çok, nizamiyeden zamanında giriş yapmış olmak önemli.

Terhis zamanı ise size gar için servis isteyip istemediğiniz soruluyor. Yürüyerek bile gidecek motivasyonda olduğunuz için genelde hayır cevabı verip erkenden gitmeye bakıyorsunuz. Ben Ulusoy ile gittim. Aşti'nin dışında, yine Eskişehir yolu üzerinde yerleri var. Vatan Bilgisayar'ın önü, Armada'nın karşısı. Yani otobüsü beklerken canınız sıkılmaz. Bu yerler saat 10'da açılıyor gerçi. İlk otobüse yer bulamazsanız mecburen bekliyorsunuz. Aşti'nin kalabalığına girmemek bence rahatlık. Aşti'de bir  kez yemek yemişliğim var. Altı dakikada hazır diye kocaman levha koydukları köfteyi 45 dakikada hazırlayıp otobüsü kaçırtma aşamasına gelebiliyorlar. Bence pas geçin. Ulusoy tesisi Aşti'ye göre daha yakın size.

Ankara'yı yer olarak sevmedim. Bu da anlaşılır bir şey olsa gerek zira doğma büyüme İstanbulluyuz. Daha yürümeyi bilmezken boğazı vapurla geçiyorduk :) Ama gittiğim yerlerde gördüğüm insanlar çok düzgündü. 'Memur kenti' olmasının bir sonucu olsa gerek, nezih yerlerdi. Nezih, bizim Kadıköy'de ise bir kitapevi adıdır :)

Sonuç

Başka söyleyecek bir şeyim kalmadı. Askerliğin en makbulü en kısasıdır derlerdi, doğruymuş. Kriz şartlarında çok iyi para vermelerine rağmen 'asteğmen' olmak istemezdim. Çok iyi şartlarda askerlik yapmama rağmen artık bu yaşta anlamsız geliyor. Bence ertelememek en iyisi. En fazla 25 yaşına kadar ertelemeli. Daha yukarısında zorlanırsınız. Askerde sağlığımı kaybetmiş olmamın da olumsuz etkisi var tabii bende. Tam anlamıyla yeni yeni düzeliyorum. Batıya yakın olmak sevindirici ama ölüm riski atlatmak için doğu'da görev yapmanıza gerek yok. Özellikle acemilikte kapacağınız bir mikrop, ilgisizlikle birleşirse sizi 40 derece ateşle kendi başınıza mücadele etmek zorunda bırakabiliyor. Neyse ki şanslıydım. Kazasız belasız atlattım ki askerliğinizi nerede yaparsanız yapın, kaza olmasına çok müsait bir ortam. Bizde de olurdu. Bilginiz dahi olsa tehlikeli hiçbir işe bulaşmayın. Atan sigorta şalterini bile kaldırmayın. Her işin bir sorumlusu zaten var.

Usta birliğinde uzun dönem erlerle birlikte yaşayacaksınız. Sakın onları dışlamayın, küçük görmeyin. Sizle zaten iyi geçinmeye çalışıyorlar. İlk zamanlarda epey yardımcı oluyorlar. Siz de özellikle hasta ya da gariban durumdaki erleri rencide etmeyecek şekilde ağabeylik yapın. Onların başında durduğunuzda görevlerini yapmalarını sağlayın ama bunu onları ezmeden yapın. Zaten en çok onlar asker olduklarının ve emre itaatin öneminin farkındalar. Acemilikleri o kadar zor geçiyor ki bütün askerlikleri boyunca etkisinde kalıyorlar. Askerlikte 'vaziyeti idare etme sanatının' ustası olmaya bakın.

Bir başka gerçek ise Türkiye'de kısa dönem ya da asteğmen olarak askerlik yapmak için bile üniversite okunmalı. Diploma nihayet bir işe yaradı. Uzun dönem er olmakla aradaki farkları anlatmaya dağlar yetmez. Kendiniz gidince onların eğitimlerini de uzaktan göreceksiniz. Ve 15 ay çok uzun bir süre. Bu konuyla ilgili bir belgesel yapılıp ÖSS öncesinde çocuklara gösterilse, başka motivasyona gerek kalmaz :)

Bundan sonra bıraktığım yerden devam etmeyeceğim. Zaten gitmeden önce de yazmıştım. Biraz daha arka planda kalacağım. Yeni projelerde tekrar görüşmek üzere, hoş bulduk :)