101 Mesaj »
Yazdır
Arkadaşına Gönder
Mayıs 2009 itibarıyla askerlik görevimi kısa dönem hava piyade çavuş olarak bitirip döndüm. Tabii askere gidip de tecrübeleri yazmamak olmaz :) Askerliğin en sıkıntılı kısmı genelde acemiliktir o yüzden yazının başlığına acemi birliğimi yazdım. Usta birliğimde Ankara'daydım. Burayı da anlatacağım elbette. Havacı olacak herkesin yolu Kütahya'dan geçiyor ancak Ankara'da herkes var. Yazacaklarım daha çok benimle aynı yere düşenlere hitap edecek olsa da, diğer asker adaylarının da faydalanacağı maddeler olacak.
Yazıya geçmeden önce bir hatırlatmada bulunayım. Bu yazıda geçecek sıfatlar, sivil hayatta kullandığımızdan farklı. Örneğin rahat ya da iyi gibi sıfatlar sivil anlamlarından sıyrılmış, askeri ortamda yeni anlamlar kazanmıştır. Askerliğini yapmış biri size 'orası iyidir rahat edersin' derse siz bunu elinizde olmadan sivildeki anlamıyla yorumlayacaksınız. Halbuki askeriyede rahatlık bazen temiz tuvalet veya sulu bir yemeğin içinden et çıkması olabilir. 329. dönem gidecekler yaza denk geliyor ama okumalarında fayda var yine.
Öncelikle şu meşhur sınav hakkında söylenen çok şeyin hurafe olduğunu söyleyeyim. İlk gün git, son gün git, ortadaki gün onbiri ellisekiz geçe git gibi şeylere inanmayın. Ben Tuzla'da girdim. Aşağı yukarı 10000 kişi üç günde sınava giriyor. Gün başına 3000 küsür kişi alınıyor. Geri kalanı zaten o gün almıyorlar. Benim gördüğüm, son güne öyle ya da böyle 3000 kişi kalıyor ve bunların da çoğu sabah gittiklerinden, öğleden sonra rahat oluyor.
Ben ikinci gün gittim. Baktım sadece sıra numarası almak için beklemem gereken kişi sayısı 1000 civarında. Hemen geri döndüm. Ertesi gün bir civarı oradaydım ve sıra numarası almadan direkt içeri girdim. İlk gün işini halledebilmek için sınav günü öncesi arabayla gidip arabada yatanlar vardı :) Ve bu kişiler gecenin üçünde dördünde sıraya girip öğlen çıkabildiler. Ben ise üçüncü gün saat bir civarı girip beş gibi çıktım. Film falan da izlemedik. İçerdeki işlemler de basit. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Çok saygılı davranıyorlar. Epey de yardımcı oluyorlar. Nette içerideyken yapılması gereken şeyleri okuyup strese girmeyin. İşin özü oradaki herkes size 'seve seve' yardımcı olmak zorunda :) Sınav çok kolay. Sonucu ise pek bir şeyi belirlemiyor. Bir ihtimal uzun dönem çıkanları dağıtırken bakılıyordur. Bizim kasım dönemine 'kısa dönem ayı' da deniyor. Uzun giden arkadaşım olmadı.
Saç sakal olayına dikkat edilmese de Bob Marley gibi gitmeyin. Kime denk geldiğinize göre kestir de gel diyebilirler. Ya da şaka yollu takılabilirler.
Sınava girme aşamasında ve sonrasında şu şöyle yapılsa millet beklemezdi anafikirli yorumlar yapacak 'sazanlar' olacak. Siz fikir beyan edip yorulmayın. Acemilikte göreceksiniz ki aslında o sınav günü bir çeşit alıştırma turu. Her asker için diyemem ama özellikle batı tarafında yapacakların usta birliğine kadar yapacakları mesainin önemli bir kısmı beklemek olacak. Yapılan işin ne olduğundan bağımsız olarak sürekli bekleyeceksiniz. Sınav günü bunun çok küçük bir örneği. O yüzden orada beklerken şöyle yapsalarmış daha iyi olurmuş demek yerine sadece kabullenin gitsin. Konuşmayı ve yorum yapmayı ne kadar erken bırakırsanız, o kadar erken alışırsınız. Başa gelen çekilir.
Teslim olma günü, verdikleri kağıtta yazıyor. Geçirmeyin. En erken giden ise, yemin töreninde kütüğe plaket çakacak. Güzel bir şey tabii. Ama eğer sesiniz zayıfsa, bağramıyorsanız ya da uzun süre bağıramıyorsanız, hiç bulaşmayın. Zira o törende yapılacak her şey, bir hafta boyunca her gün defalarca prova ediliyor. Kütüğe plaket çakan arkadaşın sesinin sağlam olması onun menfaatine. Erken gidenler ise erken çıkmıyor onu da belirteyim.
Birliğe en son gelen de olmayın. İçerideki işlemler çok uzun sürdüğünden, karanlık ve soğukta beklersiniz. Öğlen 12'ye kadar girin, akşam yatağınızda olun.
İçeri girdikten sonra bütün gününüz işlemler için sırada bekleyerek geçecek. Bu esnada yedek subay sınavı gününüzü hatırlayacaksınız :) Oradan oraya koşturduktan sonra ilk gün bitecek. Bugünün detayları önemli değil. Neye uğradığınızı şaşıracaksınız sadece. İşlerin yetişmesi için müthiş bir panik içinde olacak herkes. Siz de uyum sağlayacaksınız ve zaman akıp gidecek. Önemli detayları daha sonra anlatacağım.
Eğitim tugayında geçecek günlerinizi daha rahat geçirmek için, sıra tugaya götüreceğiniz malzemelere geldi.
Acemilik döneminizde her yere grup halinde gidiyorsunuz. Tek başınıza bir yere gitmeniz yasak. Çavuş ve onbaşılar sizi götürürse gidebilirsiniz ama genelde zahmet etmezler. Bu yüzden tugayda kantin imkanı iyi olmasına rağmen, sadece yemekhanede bulunan kantine gidebiliyorsunuz. Çok kalabalık olduğundan, sıra zor geliyor, gelse de kritik malzemeler çabuk tükeniyor. Yeniden gelmesi uzun sürebiliyor. 3.Erbaş için durum buydu. Diğer bölüklerin de farklı olduğunu sanmıyorum.
Dolaplarda yer çok sınırlı. Ve elbette kafanıza göre dizemiyorsunuz. O yüzden sadece kritik ihtiyaçlarınıza ağırlık verin.
İç çamaşır: Bölükte son hafta hariç kuru temizleme servisi düzenli geliyor. Haftada bir uğruyorlar. Çamaşırları kurutma derdiniz olmaması güzel zira başka seçenek yok. İç çamaşır yığınağı yapmanıza gerek yok. Ancak yazın gideceklerle kışın gidecekler arasında fark olabilir bu konuda. Kışın ter sorununuz olmuyor. İki günde bir değiştireceğinizi ve haftada bir yıkatacağınızı düşünerek alın. Giyip çöpe atmayın.Yeşil de alabiliyorsunuz ama onlar doğal olarak mavi veriyor. Miktar ve ölçü olarak kesinlikle yeterli gelmez o yüzden yanınızda götürmeniz şart. Yetmezse kantinde sıkıntısı çekilmeyen malzemeler bunlar.
Çorap: Çorap miktarını da yüksek tutun tabii. Her gün değiştirdiğinizi düşünün. Kışın gidecekler kışlık çorap alsın.
İçlik: Kış için kaliteli bir içlik alın. Onlar da veriyor ama siz beni dinleyin.
Tuvalet kağıdı: Bu iş için selpak mendil alın. Bol miktarda almanızı tavsiye ederim. Tuvalet kağıdı daha hacimli olduğundan dolapta çok adetli saklayamazsınız. Selpakları ise dolabın arkasına üst üste dizebilirsiniz. Tek tek almayın. Tek jelatin içinde toplu olarak satılıyor. Böyle alın ki dolabınızda dağılmasın. Tuvalet kağıdı da satılıyor ancak sürekli bulunmuyor(du). Gereksiz hacim. Ayrıca hasta olmanız neredeyse garanti olduğundan selpakla işiniz daha çok olacak.
Tıraş Bıçağı: Yüzünüzün alıştığı bir tıraş bıçağınız varsa götürün. Bıçaklarını da yedekleyin. Zaten sadece beş hafta sıkıntı çekeceksiniz. Usta birliğinizde kantin imkanınız daha fazla olacak. Çarşı izniniz olacak en kötü. Eğer kendi bıçağınızı götürüyorsanız onların verdiğini almanıza gerek yok. Parayla verdikleri için, gereksiz harcama olur o telaş içinde alıverirsiniz. Bunları koymak için ufak bir çanta alabilirsiniz. Onlar da veriyor gerçi.
Tıraş jeli: Yine yüzünüze uygun bir jel vs. kullanıyorsanız yanınıza alın zira her zaman kullandığınızı orada bulamayabilirsiniz. Gillette ürünleri var genelde.
Temizlik malzemeleri: Ufak bir sabun ve sabunluk, şampuan ve banyo lifi götürün. Deodorant da alın. Yazın gideceklerde ihtiyaç daha fazla olacak.
Diş fırçası ve macunu: Diş fırçasını ve macunu siz götürün. Onların vermesi bizde iki hafta sürdü ve fazla standartlar.
Temiz/Kirli çamaşır torbası: Onlar da veriyor ama siz de ekstra kirli ve temiz çamaşır torbası alın. İç çamaşırınızı ve çoraplarınızı dolaba yığmayıp, bunların içine koyacaksınız. Gerçekten de dolabı düzgün tutmanın başka yolu yok. Bizim dolaplar normalin yarısı büyüklüğündeydi. Bir başka deyişle bir dolabı iki kişi kullanıyordu. Usta birliğine kadar tıkış tıkış bir dolabınız olacak. İlk geceden itibaren çamaşırlarınızı bu torbalara koyun rahat edin. Hatta evde bile o şekilde dizip gidebilirsiniz.
Kalem: Yanınıza kolay çıkmayan bir kalem alın. Eşyalarınızın üzerine adınızı yazarsınız. Özellikle yıkamaya verdiğiniz eşyalara mutlaka yazın. Kepe de yazın.
Askı: Bazen dolaplarda eksik olabiliyor. İki tane bulunsun.
Bot fırçası: Bota bulaşan çamurları temizlersiniz. Boya yapmadan durumu kurtarmanıza yardımcı olur. Yazın gerekmeyebilir.
Cüzdan: Hırsızlık olmuyor içiniz rahat olsun. Bu daha çok usta birliği için bir önlem. İster normal alın ister boynunuza asın. Dolabınızda ya da herhangi bir yerde unutmadığınız sürece sorun yok. Bot kilidi vs de hiç gerekmedi. 'Yer değiştiren' olmadı.
Tabanlık: Kış için kalitesinden emin olduğunuz bir tabanlık alın. Bot bütün soğuğu ayağa veriyor.
Telekom Kontörü: Bol miktarda alın. Acemilikte bulmakta sıkıntı çekebilirsiniz.
İğne iplik veriyorlar, kantinde de satılıyor yanınızda götürmenize gerek yok. Yatak yorgan için çengelli iğne kullanan olmadı ama o da çıkıyor. Bot boyası almayın veriyorlar. Bot verilirken size numara soruluyor. Bir boy büyük alın. Özellikle kışın kalın çorap giyeceğiniz için, ve tabana da tabanlık koyacağınız için boşluk payı gerekiyor. Ben tabanlık ya da vatka kullanmadım. Daha doğrusu aldığım tabanlık adi çıktı ve küçülüp ayağıma battı ben de attım.
Bir numara büyük aldığım bot ayağımı hiç vurmadı. Çamaşır filesi ve elbise poşeti de veriyorlar götürmeyin. Terlik de veriyorlar götürmenize gerek yok. Bere de almayın. Boyunluk, kar maskesi hatta eldiven bile götürmeyin. İlk ikisine zaten izin yok. Ancak verdikleri eldiven de kalitesiz. Çok çabuk sökülüyor. Kantinden yenisini alırsınız sökülünce. İlk verdiklerine oranla oldukça kaliteli. Burdan almayın rengi mengi tuıtmaz çavuşla muhatap olmaya değmez :) Size bir de asker çantası verecekler. Kocaman bir şey. Epey eşya alıyor. Usta birliğinize bunu da götüreceksiniz. Gelirken de yanınızda olacak. Buradan giderken ekstra büyük bir çanta götürmeyin.
Eşofman veriyorlar ama bir takım da siz götürün. Zira hemen vermiyorlar bunları. Ufak not defteri ve kalem de veriyorlar. Yanınızda fazla para taşımayın gerek yok. İki tane 50TL ve birkaç tane 5TL olsun yanınızda. İlk gün bazı şeyler için para lazım oluyor. Sigorta yapıyorlar örneğin. Onun dışında her şey ucuz ve zaten yemekhane haricinde bir yerden yemek de yasak. Sigara bağımlıları daha fazla para taşımalı tabii. Bir sigara için ne hallere düştüğünüzü görünce belki de bırakırsınız. İçen biri olsam, sırf içmek için izin almak ya da izin verilmesini beklemek gerektiğinden bile bırakırdım.
Elektronik her şey yasak. Radyo dahil. İlaç götürmeniz de yasak ancak yanınızda götürdüğünüz ilaçları alıp vizite çavuşlarına veriyorlar siz de onlar aracılığıyla kullanmaya devam edebiliyorsunuz. Ama ilacı kaybolan ya da başka bölüklere giden de oldu.
Bu iş için asker çarşıları var. Ben çoğunu Kadıköy'den aldım. Siz almayın diye yazıyorum. Sattıkları çoğu malzeme kalitesiz. Her dediklerini almaya kalkarsanız, 300 TL civarı bir maliyet çıkıyor ki hiç gerek yok. Satılan malzemeler bu parayı hak etmiyor ve sadece yukarıda yazdıklarımla rahat rahat geçiyor 35 gün. Asker çarşısından sadece yeşil iç çamaşırı alın. Diğer her şeyi marketlerden alabilirsiniz. Üstelik daha az tutar ve kalitesi daha yüksek olur. Size neden bahsettiğimi göstermek için iki örnek vereceğim. Birincisi asker çarşısından aldığım içlik. Kütahya'daki ilk günlerim bu içliği dikmekle geçti.

Yukarıdaki örnekte sattıkları içliğin dikişlerini görüyorsunuz. Zayıf olmaları bir yana, araları oldukça açık.

Yukarıdaki örnek ise pazardan aldığım, aynı fiyata satılan içlik. Dikişler aralıksız devam ediyor. Hiç yırtılmadan görevini yerine getirdi.
Diğer örneğim ise saat. Casio FW91, asker saati olarak da bilinir. Tek işlevi saat olmasıdır ve ucuzdur.

Ahlaksızlar 13 TL'ye bu saatin sahtesini satıyorlar. Kütahya'da garda aynı sahte saati pazarlıkla 2TL'ye alabilirsiniz. Kadıköy'de orijinali fiyatına sahte alıyorsunuz.

Hiç suya girmemiş saat. Ter bile görmedi diyebilirim. Buna rağmen paslandı.

Aydınlatması berbat
Benim tavsiyem ise Casio F200.

Bu saat hem gerçekten su geçirmiyor hem de aydınlatması çok iyi. Aydınlatma deyip geçmeyin. Saat 5.30-6 arası uyanacaksınız. Ancak bazen bir sebeple daha erken uyandığınızda kalkış saatine ne kadar kaldığını görmek isteyeceksiniz. Örneğin saat üç ise uyumaya devam edilir. Ama 5.15 ise boşuna dalmayın kalkıp tıraş olun. Daha az kuyruk olur hem. Kışın bu saatlerde hava zifir karanlık olduğu için saati göremiyorsunuz. O yüzden aydınlatması iyi bir saat alın. Hepsiburada'dan aldım. 22TL idi.

Saatin aydınlatması burada göründüğünden daha iyi
Sahte FW91'de lambaya basınca ekrandaki görüntü gidiyor :) Diğer arkadaşlarda su geçirme, saatin 10 dakika geri kalması gibi varyasyonları da vardı. Kayış kopmasını saymıyorum.
Satılan diğer malzemelerin kalitesi de bu ayarda. Asker çarşılarından alışveriş yapmayın başınız ağrımasın. Yine söylüyorum, oradaki her şey piyasada daha kaliteli olarak var. Zaten askere bot, kamuflaj ya da silah götürmeyeceksiniz. Geri kalan malzeme askeri malzeme değil. İnsan psikolojik olarak sanki özel bir malzeme var diye düşünüyor. Sabun her yerde sabun askerisi olmaz ki bunun :)
Öncelikle en kötü gününüz ilk gününüz olacak. İlk günü bitirince en zorunun geçtiğini bilin. Kötülüğü ise bütün gün oradan oraya koşturmakla geçmesi. Tam bir curcuna. Biz soğuk altında saatlerce beklemiştik. Sıcak altında beklemek de bir o kadar kötü olsa gerek. Ben üçüncü erbaştaydım. Öğlen 12'de giriş yaptım nizamiye'den. 22 civarı koğuşa girebilmiştim. İkinci erbaş hariç sıkıntı çeken duymadım ama bu durum dönem dönem değişebilir. Sonuçta sıkıntı kaynağı çavuşlar ve onbaşılar, onlar da her dönem değişiyor. Curcunada neler yaşandığını bilerek anlatmıyorum yaşayarak öğrenin :) Kamuflajınızı giyip bot bağladığınız kısım diyeyim özetle. Ama botu bağlayacak vakit/fırsat dahi olmuyor. Saç tıraşı olup gidin zaman kazanırsınız. Sabahları sakal tıraşı olmak ise zor. Çok uzamıyorsa akşamdan olun. Sabah olacaksanız erken kalkın yoksa ayna önünde beşerli sıralar oluşuyor.
İlk üç gün alışma süreciniz. Sonra rahatlıyorsunuz zira belirsizlikler azalmış oluyor ve ufak ufak arkadaş edinmeye başlıyorsunuz. Acemilik boyunca yüzbaşıdan büyük rütbe görmeniz zor. Yemin töreninde, o da uzaktan yarbay görebilirsiniz. Hava Kuvvetleri Komutanı da gelebilir. Ama hepsi son gün. Yüzbaşı size Genelkurmay Başkanı gibi görünecek zaten :) Siz bir de usta birliğinizi görün :) Yıldız geçidi gibi :)
Sizin işiniz onbaşı ve çavuşlarla. 'Komutanlarınız' onlar. Sizden çok genç olacaklarını söyleyebilirim. Gereğinden fazla muhabbet etmeyin. Mesafeli olun. Size küfür ya da şiddetle yaklaşmaları yasak. Böyle yapan olursa şikayet etmekten çekinmeyin, gereği yapılır. Bütün işlere onlar koşturuyor o yüzden haksızlık da etmeyin. Siz de çavuş olunca benzer durumda kalacaksınız. Kütahya'da sadece çavuşlarla vakit geçirip onlardan emir alınca, çavuşluğu gözünüzde büyüteceksiniz. Şimdiden söyleyeyim, usta birliğinde erlerden farkınız olmuyor. Sonuçta herkesin alt rütbesisiniz. Bir hükmünüz yok. Elbette erlerden çok daha rahat oluyorsunuz. Rütbe aldım havasına girmeyin diye söylüyorum :)
Bir sorun olduğunda silsileyi bozmadan gitmeniz gerekiyor. Bunu aklınızdan çıkarmayın. Yani küçük rütbeden başlayıp büyüğe doğru gideceksiniz. Elbet arada birisi sizinle ilgilenecek. O konuda problem yok. Tüm astsubaylar sizinle tuhaf istekleriniz yoksa ilgileniyor. Ama şu cümleyi duymaya hazır olun, 'komutanım'dan sonra en çok duyacağınız şey olabilir: 'yapacak bir şey yok'. Bunun 'yapcak bişi yok', 'yapicik bişi yok', 'yapcak bişi var mı?' gibi versiyonları da var :) Usta birliğinde siz de kullanmaya başlıyorsunuz. Askerlik bitiminde aslında sivilde de çok kullandığınızı fark edip kendi kendinize gülebilirsiniz :) Deli demezler askerden yeni geldi derler :)
Acemilikte yanaşık düzen eğitimi alıyorsunuz. Hiçbir zorluğu yok. Silahlı eğitim hemen başlamıyor. O da çok kolay. En zorlanacağınız kısım, silahları silahaneden alıp geri koyarken sıra beklemek olacak. . Gittiğiniz zamana göre soğuk/sıcak altında bir saat bekleyeceksiniz. Biz çok kişiydik tabii. Daha az olursanız yarım saatte de bitebilir. Bir de atış günü donma tehlikesi geçirebilirsiniz o kadar. Biz kış şartlarının ağır olması nedeniyle spor yapmadık. Düz yolda yürümek bile yeterince problemdi. Yere damla düşse donup bir daha erimiyordu. Elbette kar küreme işlerini siz yapıyorsunuz. Yazın da bunun çimde mıntıka versiyonu olabilir. Biletlerimden aldığım bilgiye göre bahar döneminde de spor yapılmamış. Yaz dönemini bilemiyorum. Kütahya baharda dahi soğuk olmayı başarabilen bir yer.
Yemekler özel sektörden geliyor. On üzerinden altı bazen yedi diyeyim. Zaten yiyecek başka bir şey yok. Kantin yasak. Ancak bisküvi tarzı bilimum zararlı şeyleri bulabiliyorsunuz. Bir de bizim kantinde su bile biterdi ama Uludağ ürünleri her daim hazırdı. Bir çeşit 'sponsorluk' anlaşmaları var sanırım. Bir de akbaba diye tabir edilen, eğitim alanlarında peşinizde dolaşan yemek aracı var. Soğuk olmak kaydıyla ekmek arası köfte ya da salam-kaşar alabiliyorsunuz. Son hafta büyük kantinden de yemenize izin veriyorlar. Ama çok sıra beklemek gerekiyor.
Yemeklerde üçüncü erbaş olarak sıkıntı, yemeklerin tatsız olması değil, yemekhanenin çok uzak olması. Ve buraya günde üç kere gidecek olmanız. Kışın karlı ve buzlu yollarda hayli zor oluyor. Yazın da sıcak altında sıkıntı olacaktır. Son hafta hariç mümkün olan en uzun yollardan götürüldüğünüzden, yorulmamak elde değil. Eğer problem yaşamak istemiyorsanız, askere gelmeden iki ay önce kondisyon çalışın. Abartılı bir şeye gerek yok. Günde bir saat yürüyün ve koşun yeter. Zamanla temponuzu yükseltirsiniz. Çok faydasını görürsünüz. Yemekhanesi yakın olan bölükler de var ama onlar da eğitim alanına uzaklar. Yani yürümekten kaçış yok. Fiziken buna hazırlıklı olmak, özellikle kilo problemi olan kişilerde, sakatlanmaların önüne geçer.
Yemekhaneye varınca da iş bitmiyor. Son kişi de yiyip çıkana kadar bütün bölük dışarıda, soğukta/sıcakta bekliyor. Bunun organizasyonunu çavuşlar yapıyor. Daha doğrusu yapmakla görevliler. Ancak sizin üşümeniz onların pek umrunda değil. Daha doğrusu gereken organizasyonu yapabilecek beceriye sahip değiller. Zaten biraz becerikli çavuşlar eğitim çavuşluğu yapmıyor, binalarda görev yapıyorlar. Kısa dönem çavuşlar da öyle.
Alış-veriş demişken para işlerinden de bahsedeyim. Tugay'da Akbank var. Eğer önceden Akbank hesabınız varsa sıkıntı yaşamazsınız. Ama yoksa size hesap açıyorlar. Hesabınız varsa da açıyorlar gerçi ama kullanmak zorunda değilsiniz. Kendi kartınızı yanınızda götürmeniz daha iyi. Benim tavsiyem eğer Akbank hesabınız yoksa siz gitmeden bir hesap açtırın. Ben Akbank'la çalışmadığım için kartım yoktu ve tugay'dan verilmesini bekledim. Akbank şubesi mezar gibi bir yer. Hesap açtırmaya değil de firavunu görmeye gidiyorsunuz gibi :) Hesap açtırma süreci hali sıkıntılıydı. Mezar gibi alana o kadar çok kişiyi sığdırmak mümkün olmadığından, dışarıda saatlerce beklemek durumunda kalabilirsiniz. Ben de ilk ciddi soğuk algınlığımı bu sayede yaşadım. Sonuçta da kartım elime acemilik dönemi boyunca ulaşamadı. Kuryede kalmışmış. İstanbul'dan gelecek kart, altı saatlik yolu üç haftada gelemedi. Neyse ki karta ihtiyacım olmadı. Usta birliğimde Garanti bankası vardı ama önceden bilmediğim için Akbank ile uğraşmak zorunda kaldım. Siz gitmeden her iki bankadan da hesap açıp para çekme kartı alın, başınız iki yerde de ağrımasın. Usta birliğinde para daha çok lazım olacak.
Temizlik için kuru temizleme servisi var. Kapıdan alıp ertesi gün veriyorlar. Çamaşır fileniz sağlamsa sorun yok. Üzerine çıkmayan bir kalemle isim yazın yeter. Tören haftası kamuflaj yıkayacakları için normal çamaşır almayabilirler o haftaya yedekli girin :)
Kişisel temizlik içinse durum düşeceğiniz bölüğe göre değişir. Bizde duş vardı ama sıcak su yoktu o yüzden hamam hariç temizlik şansımız olmuyordu. Hamama da organize şekilde götürülmediğinizden kapasite üstü bir kullanım oluyordu. O yüzden sahip olduğunuz her şeyin üzerine adınızı yazın. İçeride karışabilir. Yine burada da son kişi çıkana kadar soğukta bekliyorsunuz ve tabii ki hasta oluyorsunuz, tabii eğer daha önce olmadıysanız :)
Sağlık açısından normalde sorununuz olmasa bile burada hasta olmamak çok zor. Eğer özellikle astım tipi bir rahatsızlığınız varsa, Kütahya'nın çok pis olan havası bütün rahatsızlıklarınızı tetikleyecektir. Bu konuyla ilgili resmi olarak ne yapılabildiğini bilmiyorum. Yani kronik hastalıkları olanlar ilaçlarını içeri nasıl sokar eder bir fikrim yok. Elbet bir yolu vardır. Ama ilaçsız da olsanız içeride viziteye çıkıp ilaç alabiliyorsunuz.
Muayeneler ileri teknoloji ile yapılıyor. Doktor, teğmen, sadece uzaktan bakarak size teşhis koyabiliyor. Telepatik tıp benim bilmediğim yeni bir alan olmalı :) Hastaneye de gönderiliyorsunuz ama oraya da yürüyerek gittiğinizden, hasta halinizle yolda telef olabilirsiniz. Sırf o yolları yürümemek için viziteye çıkmayan oldu diyeyim ben size :) Telepatik tıbbın yararı 10 saniye içinde teşhis konması, zararı ise teşhisin yanlış olabilmesi :) Her öksürene grip muamelesi yapılınca benim gibi başka bir hastalık nedeniyle öksürenlere de grip ilacı verip gönderebiliyorlar. Sonra tabii hastalığın ilerlemesi devlete çok daha büyük bir tedavi masrafı olarak geri dönüyor. Bana da usta birliğimde bir aylık hava değişimi olarak döndü ama hasta olmamayı tercih ederdim. İyileşmesi çok uzun süren ve iz bırakan bir süreçti. Usta birliğinde hastane imkanları çok daha farklıydı. Orada gerçekten teşhis ve tedavi ediyorlar.
Benim hastalığım Kütahya şartlarında ve tabii kötü beslenme gibi yan etkilerle 20 yıl sonra hortladı. Yani geçmişinizde bile olsa astım bronşit geçirmişliğiniz varsa azap dolu günler sizi bekliyor. Yazın biraz daha rahat olabilir zira hava kirliliği daha az olacak ve hava da sıcak olacak. Yukarıda kondisyon çalışın demiştim. Eğer astım risk grubunda iseniz bu çalışmaya karın hareketlerini de ekleyin. Bazı arkadaşlarım bir noktadan sonra öksürmekten değil, çok öksürmenin yol açtığı karın ağrısından şikayet ediyordu. Ben de 30 gün aralıksız öksürdüm ama bahsettiğim çalışmayı yapmış olduğum için ağrı çekmedim. Faranjit hastası arkadaşlarım da usta birliklerine kadar rahat edemediler. Bununla da ilgili sıkıntınız varsa tedbirli gitmekte fayda var. Kışın özellikle. Kütahya kışın yaşanabilecek bir yer değil.
İletişim imkanlarınız acemilikte sınırlı. Bizde iki telefon vardı. Telekom'un kulübelerini kullanıyorsunuz. Herkes tüm gün eğitimde olunca birden hücum oluyor sıra bekliyorsunuz. Ama kesinlikle sorun olmuyor. Fakat şunu belirteyim. Telefonda kartınız bitene kadar konuşabilirsiniz ama üçüncü dakikadan sonra arkanızdaki kişiler içlerinden koro halinde küfür etmeye başlıyor bunu da bilin :) Hele hele şu Telekom harici telefon kartlarından kullanıyorsanız, önce 1500 tane numara çevirmeniz gerekiyor. İki ya da üç kişiyi arayacaksanız ya da yanlış numara çevirirseniz, konuşma zamanınız numara çevirmeye gidiyor zaten. Arkanızdakiler numara çeviriyor deyip üfür etmemezlik etmiyor :) En azından acemilikte Telekom kontürü kullanın. Bizde çok çabuk tükendiği için bulmak zor oluyordu. Yanınızda bol bol götürün. 100'lükleri Telekom pek satmak istemiyor anladığım kadarıyla zira ben bulmakta çok zorlandım. Sanırım 50'lik satmak işlerine geliyor. İki 50 bir 100'lükten pahalı olabilir. Ev telefonunu aradığınızda kontörler çok yavaş azalıyor ama cebi ararsanız su gibi gidiyor. Telekom harici kartlarda ceple ilgili performans daha yüksek diyordu arkadaşlar ama ben kullanmadım. Zaten cep aramadım hiç. Bir de kulübeler dışarıdan aranabiliyor. Numaranız karşıdan göründüğü için sizi arayabiliyorlar. Bu yolu da kullanabilirsiniz kontör azalırsa.
Acemilk sırasında onbaşılık ve çavuşluk sınavına gireceksiniz. Bu sınavları ciddiye alın. Bizim büyük kısmımız çavuş oldu ama 327'lerden er olarak gelen kısa dönemler epey çok. İşi sıkı tutmuşlar. Sorular daha zormuş. Nasılsa geçeriz diye hiç 'çalışmadan' girmişler anladığım kadarıyla zira nette yazan eski askerler, o sınavın formalite olduğunu yazmışlar hep. Onları okuyanlar da sınavı hafife alınca er olarak gittiler usta birliklerine. Bizim sınav çok kolaydı. 327'lere bir piyango mu çarptı yoksa artık o sınavlar daha mı zor bilmiyorum ama siz, size anlatılanları aklınızda tutun. Size verilecek 'çeklist'e göz atın. Tamamen kendinizi kapamadığınız sürece sınavı geçmemek yine de düşük bir ihtimal. Çavuş olmanın pek bir getirisi olmasa da, sonuçta altınızda onbaşı ve erlerin olması demek, işleri paslayabilecek birilerinin olması demek :)
Tören içinse son hafta prova yapılıyor. Can sıkıcı oluyor ama o aşamaya gelmek acemilik eğitiminin bittiğinin de işareti olduğundan, o kadar da kafaya takmıyorsunuz. Askerde 'yatmak' sandığınız kadar iyi bir şey değil. Orada en büyük 'düşman' zaman. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamak ise en iyi silah. Bu da ancak bir şeylerle oyalanmakla mümkün. O yüzden eğitimdi tören provasıydı bunlar zamanı geçirten şeyler. Bunların olmadığı bir acemilik kesinlikle çekilmez olurdu. Özellikle acemilik, askerlik dışında hiçbir şey yapamadığınız bir aşama. Usta birliğinde az da olsa değişik bir şeyler yapmak mümkün. Ama acemelikte sıkıntıdan patlayabilirsiniz. Hele kışın Kütahya'da dışarıda da durulmadığından içeride iyice canınız sıkılıyor. Yine de zamanınızın büyük kısmını bir şeyler bekleyerek geçireceksiniz. İçtimalarda bekleyeceksiniz, yemek kuyruğunda bekleyeceksiniz, yemekten sonra bekleyeceksiniz, banka hesap kuyruğunda bekleyeceksiniz, hamam sırasında bekleyeceksiniz, beklemek için bekleyeceksiniz vs vs. Eğitim, bekleme süresinin yanında devede kulak. Acemiliğimi tek kelimeyle ifade edecek olsam beklemekle hasta olmak arasında gider gelirdim ama beklemek kazanırdı :)
Eğer usta birliğinizde Kütahya'da kalmayacaksanız, çoğunluk kalmaz, Kütahya'yı sadece bir kez göreceksiniz. En çok iki. Ben törenden sonra izin kullanmadan 'devlet imkanıyla' aynı gün usta birliğime gittiğim için çok şükür sadece bir kere gördüm. İzinler yedi günden az kullanılamıyor haberiniz olsun. Bir de birliğe erken katılan kişiler, zamanında herkesle beraber çıkarken, geç katılanlar geç katıldığı süre kadar geç çıkıyor bunu da unutmayın. Acemi birliğine erken katılmak avantaj değil. Usta birliğinde o süre sayılmıyor. Yol izni iki gün olanlar, bir gün olanlara göre erken çıkıyor.
Küthaya'nın havası kışın nefes alınmayacak kadar kötü. Sanırım doğalgaz kullanımı yaygın değil ve etraftaki fabrikaların da pisliği buraya çöküyor. Kütahya'nın meşhur vazosunun önünde durup da vazoyu görememek gibi bir durum yaşadım, o kadar feciydi. Gerçi ben vazoyu daha büyük hayal etmiştim. Kadıköy'e koysanız kimse dönüp bakmaz boğa dururken :) İki hafta boyunca tugaya çöken pis hava nedeniyle nereye geldiğimizi anlayamadık. Kazara koğuşlardan uzaklaşsak yolumuzu bulamayacaktık. Daha sonra da bu pis durum arada sırada hafifleyerek devam etti.
Havası çok soğuk. Koğuşlar çok sıcak. Gece de kalorifer yanıyor. Ancak sürekli sıcaktan soğuğa girip çıkınca yine hasta oluyorsunuz. Ayrıca ben bu kadar tozlu bir yer görmedim. Her gün iki kez silinmesine rağmen öbek öbek toz çıkıyordu. Elbette gece boyunca bunları yutup nefessiz bile kalabiliyorsunuz. Zaman zaman kalkıp o kışta camı açıp temiz hava almaya çalıştığım oluyordu. Sağlam tertiplerde bile toz yutmaktan öksürük krizi ve ses kısılması gibi şeyler, sabahların rutini haline gelmişti.
Kütahyalı'lar bu havaya nasıl dayanıyorlar hayret. Allah beni bir daha oraya düşürmesin.
Yazının bundan sonrasında usta birliğimden ve Ankara'dan bahsedeceğim. Ankara'da birçok askeri birlik ve merkez olduğundan, herkese yönelik birkaç tüyo vereceğim.
Aslında Eskişehir yolunda desek daha doğru. Ancak Zırhlı Birlik'ler karşısı olarak biliniyor :) Tam karşımızda tankçılar bulunuyordu. Bizden bir hayli büyük olduklarından, toplu taşıma araçlarında Zırhlı Birlikler diye görürsünüz. Oraya giden her araç bizim de önümüzden geçiyor. Bizim birliğin önünde bir otobüs durağı var. 500'lü numaralar oradan geçiyor. Nedense Ankaralılar minibüsleri daha çok seviyor. Sıcak havada bile tıklım tıklım gidiyorlar. Otobüsler biraz daha ferah. İstanbul'un aksine balık istifi olmadan gidip gelebildim. Tek sorun dönüşte bazı şoförlerin Lojistik durağında durmayıp Etimesgut'a devam etmesiydi. Duraktan önce durmak için düğmeye basıp bekliyorsunuz ama herhalde bende asker tipi yoktu, bazı şoförler yanlış alarm diye yorumlayıp geçtiler :) O yüzden düğmeye bastıktan sonra şoförle göz göze gelin :)
Hava Lojistik Komutanlığına seçilirseniz, bilin ki çok şanslısınız. Rahat bir askerlik dönemi sizi bekliyor. Burada göreviniz, Lojistik Komutanlığı Karargahına hizmet etmek. Karargahın her hizmetini erler yerine getiriyor. Ama er sayısı fazla değil o yüzden herkes sürekli çalışıyor. Bunun neticesinde eğitim sadece haftasonları olabiliyor zira hafta arası eğitim yaptıracak er bulmak imkansız. Ek bir iş çıksa dahi asker ayarlayamıyorsunuz. Siz de bu erlerin başında duruyorsunuz ancak çoğunluk lojmanlarda hizmet veriyor. Ne iş yapacağınız seçilirken eğitim durumunuza da dikkat etmeye çalışıyorlar. Gıda mühendisi elbette levazım bölüğüne gidiyor örneğin :)
Subay sayısı oldukça fazla ama Kütahya'daki çavuşlardan sonra çok rahat edeceksiniz :) Çavuş olduğunuz için değil, eğitimli olduğunuz için sizinle diyalogları erlere oranla çok daha samimi ve rahat. O yüzden 'biz nereye geldik' diye düşünmeyin. En ufak sorun yaşayacağınızı sanmam. Erler arasında liseye uğramış asker bile görmek zor. Eğitim seviyesi düşük. Ancak sizi ağabeyleri gibi görüp saygısızlık yapmıyorlar. Size komutanım demelerini beklemeyin, o Kütahya'ya özel bir durumdu :) Çok fazla samimi de olmayın çok mesafeli de olmayın. İlk başlarda kimin ne olduğunu bilmiyorsunuz çünkü. Zaman içinde samimi olacağınız çok düzgün insanlar olacak.
Birliğin yemekleri de yatakhaneleri de Kütahya'dan iyi. Benden sonra özel firmaya verilecekti yemekler o yüzden son halini bilmiyorum. Ama yemek istemezseniz artık burada kantin imkanları çok daha rahat. Hafta da bir gün çarşı izniniz var. Ankara'da olmanın avantajıyla çarşı izinlerinizde her türlü ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.
Ankara'nın havası gündüz yakıcı gece buz gibi olabiliyor. Kaloriferler nisan'a kadar yanıyor. Yatakhanede sıcak su ve duş var. Ayrı olarak hamam da var. Her bölüğün kendi günleri var. Uymasanız da olur ;)
Birlik içinde terzi ve berber var. Berber kendini bir şekilde sakatlamadığı zamanlarda açık ve iyi iş çıkarıyor. Çarşıya çıkınca da hallederbilirsiniz tabii. Üç numara yeterli. Abartmaya gerek yok.
Televizyon izleyebiliyorsunuz. Gazete yok. Televizyona pek sevinmeyin zira askerlerin en sevdiği filmler Kel oğlan ve Kemal Sunal filmleri. Bunları eski Türk filmleri takip ediyor. Dizi olarak ise Ölümsüz Kahraman'lar açık ara önde. Ben olsam bu diziye reklam vermezdim. Reklam aralarında bu kadar içten küfür ve beddua edilen bir yer ve dizi görmedim :) Reklam veren firmaların kulaklarını fena çınlatıyorlar. Adanalı, Kurtlar Vadisi ve Arka Sıradakiler diğer popüler diziler. Akşam haber de izleyebilirsiniz.
Kemal Sunal filmi demişken bir de anı anlatayım bununla ilgili. Bir gün bizim çavuş arkadaşlardan birini kendi bölüğünde ziyarete gittim. Burada askerlerle gazinoda oturuyorduk. TV kanallarını gezerken, Kemal Sunal'ın meşhur Şark Bülbül'ü çıktı. Askerler aniden mutlulukla yerlerinden sıçradılar ve çavuş arkadaşım da bu kanalı bıraktı. Bir süre sonra fark ettik ki ikimiz de filmi izliyoruz. Filmde ikimizin de dikkatini çeken bir tuhaflık vardı. Görüntü kalitesi ikibinli yıllar olmasa da doksanlı yılların bir çok Türk filminden iyiydi. Meğer bir firma bu filmleri almış, temizlemiş ve görüntüyü iyileştirip, 'HD kalitesinde' piyasaya sürmüş.Gerçekten de görüntü temiz ve renkler canlıydı. Yani sevenleri merak etmesin, Kemal Sunal, TV var oldukça yayınlanmaya devam edecek :)
Lojistik Komutanlığı ile çok fazla detay vermeme gerek yok. Buraya düşenler kesinlikle şikayet etmemeli. Çok şanslı olduğunuzu bilin. Eğer idari işlere seçilirseniz, dua edin adaşım uzman çavuş orada olsun. On numara asker ve on numara insandır. Çok yardımcı olur size. Selamımı da söylersiniz :)
Ankara'ya ilk gidişimdi. Anlatırken tabii İstanbullu biri olarak yorumluyorum. Diğer illerden gelecek olanların farklı fikirleri olabilir. Ankara için Cetvelle çizilmiş gibi derlerdi, doğruymuş. İlk zamanlar epey kayboluyordum Kızılay çevresinde. Her sokak birbirine benziyordu. İstanbul şekilsiz olduğu için, yanlış yere gittiğinizi anlamanız kolay. O yüzden kendinize bazı referans noktaları seçip yolunuzu ona göre belirleyin.
Kışın izinler saat 17'ye kadar. Haftasonları bir gün 13.30 diğer gün 9'da çıkıyorsunuz. Yani kışın 13.30'da çıkmak dezavantaj. Yazın ise 19.00 oluyor dönüş saati. Ben EGO kartı almıştım. Epey rahat oldu. Gerçi kağıt olduğu için dikkat etmek gerekiyor. Bir de kalan para/kontür miktarı arkasına sayıyla işlendiğinden önceleri hiç bir şey anlamadım. Birkaç Ankaralı'ya sordum hepsi değişik bir şey söyledi. Sonunra metroda danışma buldum da doğrusunu öğrendim. Bilet fiyatlarını bilmeyince biletin kalan sefer adedini hesaplayamadım. Aktarmalarda da fiyatlar değişiyor. Bunları öğrenirseniz kolay. Genelde Kızılay'a gittim. Zamanımı keşifle harcamadım açıkçası. Size birkaç yer söyleyeceğim aklınızda bulunsun.
500'lü otobüslerden birine binince Kızılay'a kadar gidiyorsunuz. Bakanlıklar yazan gelirse ona da binin, iki dakika yürürsünüz. Yol cumartesileri biraz yavaş akabiliyor. 30-40 dakika arasında Kızılay'dasınız. Adres bilmeyen birine adres anlatırken yapılan en önemli hata ona sokak adı söylemektir. Bu tip tarifler, orada daha önce bulunmamış kişiler için anlamsızdır. O yüzden ben size mekan adları ile anlatmaya çalışacağım. Eğer 532 ile geldiyseniz köşede kocaman sarı tabelasıyla English Time'ın sokağında ineceksiniz. Buraya iyi bakın. Dönüş otobüsüne de buradan bineceksiniz. Ancak dönerken bence 541 Eryaman'la dönün. 532'ler Ankara içinde bir tur atıp öyle çıkıyor Eskişehir yoluna. Hem daha uzun sürüyor hem de daha dolu oluyor. 541 ise fazla dolanmadan yola çıkıyor. Güven Park'ın yanından da kalkıyor otobüsler ama siz benim dediğim yerden binin yoksa ayakta kalırsınız.
Yolun English Time tarafına geçin ve yukarı doğru, yokuş yukarı, çıkın. İlk soldan dönün. İçeride biraz ileride sağda Ata restoran var. Dışarıdan lüks gözüküyor ama fiyatları İstanbul'a göre uygun. Taze et görmüş yamyam gibi saldırınca bile 28TL ödedim ki aynı şeyleri burada yesem 40-45TL rahat giderdi. Buradan çıkıp sağa doğru devam edince ya da önünden geçip gidince, yol ayrımına geleceksiniz. Sağa dönüp yukarı çıkın. Sağlama yapmak için yol ayrımında Aba Piknik'i görün. Arkanıza alıp yukarı devam edin. Yolu takip edin. Kendiliğinden sağa dönecek. Burası Konur Sokak. İçinde meşhur Leman Kültür ve Dost Kitapevi bulunuyor. Dost Kitapevi İstanbul'da yok o yüzden kendi bastıkları kitapları yerinde görmüş olursunuz. Buraya servet harcadım. Kitap zaafiyeti olan girmesin.
Bu sokakta benim tavsiye edeceğim, yine dışarıdan bakınca lüks gibi görünen ama İstanbul'a göre ekonomik 'Cafe Su' var. Sabah yemekhanede kahvaltı etmeyip buraya gelin. 7TL'ye güzel bir kahvaltı yapın. Öğlen çıkınca da öğle yemeği için gelebilirsiniz. Günlük gazeteleri de var. Epey zaman geçirirsiniz. Müzikleri de fena değil. Ankara'da bulunduğum süre içinde başka yere gitme ihtiyacı hissetmedim sayelerinde.
Kızılay gezip görülecek yeri fazla olan bir yer değil. Özellikle de İstanbul'dan gidince. Sokak sokak mağazalar ve kafeler var. Alışveriş ihtiyacınız varsa rahatça karşılarsınız. Yemek işinizi de halledince yapacak pek bir şey kalmıyor. Yani İstanbul'daki 'deniz manzarasına karşı oturayım' ın muadili burada yok.
Kızılay'da her yerde üst geçit var. Ama o kadar kötüler ki kullanmak için belli bir kondisyon gerekiyor. Sanki yürüyen merdiven düşünülerek yapılmış da sonradan bir sebepten takılmamış gibi bir izlenim edindim. Ankaralılar da çoğu zaman yola atlayıp geçmeyi tercih ediyorlar zaten.
Eğer benim gibi Kızılay sanıp Sıhhiye'de inerseniz, mutlaka Bursa İnegöl'e gidin. Yine tıkabasa bir yemek 24 TL tutuyor. İstanbul'da aynı kalitede mümkün değil. Zafer Park'ını bulun, karşıya geçin ve düz gidin. Soldaki sokaklardan birinde. Görmemek imkansız. Buradan iki dakika yürüyüş mesafesinde Zırhlı Birlikler otobüsü var. Yemekten sonra hemen birliğe geri dönebilirsiniz.
Bir diğer gidebileceğiniz yer ise Bahçelievler. Ben Ankaray'la Beşevler'e oradan da yürüyerek Bahçelievler'e gittim. Sebebini söyleyeceğim. Bahçelievler'in '7 Caddesi' bizim Bağdat Caddesi'nin ufağı. 'Piyasa mekanı'. Ancak cadde daha kısa olduğu için aynı arabanın yanınızdan yarım saat içinde beş kere geçmesi mümkün :) Bağdat Caddesinde trafiğe göre yarım saatte bir olabiliyor :)
Yine burada da mağazalar ve restoranlar bulunuyor. Hem yiyelim hem de oturalım diyorsanız burada bir yere gelin. Yemek demişken, Ankara'nın simitleri bir tuhaf. Küçükler ve fazla kavruklar. Sadece bir pastanede İstanbul'dakilere benzeyen bir simit bulabildim, onu da sosyete simidi diye pahalıya satıyorlardı :)
İnternet'e girmek için Kızılay'da çok yer olmasına rağmen, asker nüfusu çok kalabalık olduğundan yer bulmakta zorlanabilirsiniz. O yüzden ben Beşevler'e gidip orada bulduğum Limon Cafe'ye gidiyordum. Burasının özelliği yeraltında olması. Yani dışarıdan baktığınızda tabelasını çok kolay ıskalayabilirsiniz. Bu yüzden de genelde kalabalık olmuyor. Ben yer bulmakta sıkıntı çekmedim. Fiyatları da uygun. Gitmek için Beşevler durağından çıkıp üçüncü cadde'ye gelin. Dümdüz gideceksiniz. Caddeye girdikten sonra tek yapmanız gereken yine düz gitmek. Sağınıza bakın. Beş on dakika içinde orada olursunuz. Little Ceaser's pizzanın yanı. Orayı tespit etmek daha kolay. O pizzacıda bir kez pizza yedim. Böyle kötü pizzayı ancak özenerek yapabilirsiniz. Ağzımın alıştığı bir pizza tadı olsa, değişik geldi diyeceğim ama yok. Kırk yılda bir yerim o da mutlaka birileriyle gittiğim içindir. Beşevler'de işiniz bitince Bahçelievler 7.Cadde'ye yine beş dakika yürüyerek ulaşabilirsiniz. Çıkıp sağdan devam edeceksiniz. Sağ paralelinizde kalıyor. Ara sokaklardan birinden yukarı çıkın.
Daha gidilebilecek çok yer vardır ama kışın dolaşmanın pek tadı olmuyor ve 17'de döneceğiniz için zamanı idareli kullanmak gerekiyor. Ben bir askerlik işi için Cebeci'ye ve Etimesgut'a gittim. Siz gitmeyin gerek yok. Komutanlık sizi Anıtkabre ve Hava Müzesine de götürüyor ayrıca. Müze çok güzel ama elbette fotoğraf imkanınız yok :) Hava Müzesinde görev alırsanız o başka tabii :)
Birliğe geri dönerken, bir saat önce otobüste olun. Minibüs de var gerçi ama otobüs daha rahat. Minibüs 'asker indirimi' yapıyor. Cumartesileri yol biraz daha sıkışık oluyor. O yüzden bir saat önce yola çıkmış olmak sizi içtimaya yetiştirir. İçtimadan çok, nizamiyeden zamanında giriş yapmış olmak önemli.
Terhis zamanı ise size gar için servis isteyip istemediğiniz soruluyor. Yürüyerek bile gidecek motivasyonda olduğunuz için genelde hayır cevabı verip erkenden gitmeye bakıyorsunuz. Ben Ulusoy ile gittim. Aşti'nin dışında, yine Eskişehir yolu üzerinde yerleri var. Vatan Bilgisayar'ın önü, Armada'nın karşısı. Yani otobüsü beklerken canınız sıkılmaz. Bu yerler saat 10'da açılıyor gerçi. İlk otobüse yer bulamazsanız mecburen bekliyorsunuz. Aşti'nin kalabalığına girmemek bence rahatlık. Aşti'de bir kez yemek yemişliğim var. Altı dakikada hazır diye kocaman levha koydukları köfteyi 45 dakikada hazırlayıp otobüsü kaçırtma aşamasına gelebiliyorlar. Bence pas geçin. Ulusoy tesisi Aşti'ye göre daha yakın size.
Ankara'yı yer olarak sevmedim. Bu da anlaşılır bir şey olsa gerek zira doğma büyüme İstanbulluyuz. Daha yürümeyi bilmezken boğazı vapurla geçiyorduk :) Ama gittiğim yerlerde gördüğüm insanlar çok düzgündü. 'Memur kenti' olmasının bir sonucu olsa gerek, nezih yerlerdi. Nezih, bizim Kadıköy'de ise bir kitapevi adıdır :)
Başka söyleyecek bir şeyim kalmadı. Askerliğin en makbulü en kısasıdır derlerdi, doğruymuş. Kriz şartlarında çok iyi para vermelerine rağmen 'asteğmen' olmak istemezdim. Çok iyi şartlarda askerlik yapmama rağmen artık bu yaşta anlamsız geliyor. Bence ertelememek en iyisi. En fazla 25 yaşına kadar ertelemeli. Daha yukarısında zorlanırsınız. Askerde sağlığımı kaybetmiş olmamın da olumsuz etkisi var tabii bende. Tam anlamıyla yeni yeni düzeliyorum. Batıya yakın olmak sevindirici ama ölüm riski atlatmak için doğu'da görev yapmanıza gerek yok. Özellikle acemilikte kapacağınız bir mikrop, ilgisizlikle birleşirse sizi 40 derece ateşle kendi başınıza mücadele etmek zorunda bırakabiliyor. Neyse ki şanslıydım. Kazasız belasız atlattım ki askerliğinizi nerede yaparsanız yapın, kaza olmasına çok müsait bir ortam. Bizde de olurdu. Bilginiz dahi olsa tehlikeli hiçbir işe bulaşmayın. Atan sigorta şalterini bile kaldırmayın. Her işin bir sorumlusu zaten var.
Usta birliğinde uzun dönem erlerle birlikte yaşayacaksınız. Sakın onları dışlamayın, küçük görmeyin. Sizle zaten iyi geçinmeye çalışıyorlar. İlk zamanlarda epey yardımcı oluyorlar. Siz de özellikle hasta ya da gariban durumdaki erleri rencide etmeyecek şekilde ağabeylik yapın. Onların başında durduğunuzda görevlerini yapmalarını sağlayın ama bunu onları ezmeden yapın. Zaten en çok onlar asker olduklarının ve emre itaatin öneminin farkındalar. Acemilikleri o kadar zor geçiyor ki bütün askerlikleri boyunca etkisinde kalıyorlar. Askerlikte 'vaziyeti idare etme sanatının' ustası olmaya bakın.
Bir başka gerçek ise Türkiye'de kısa dönem ya da asteğmen olarak askerlik yapmak için bile üniversite okunmalı. Diploma nihayet bir işe yaradı. Uzun dönem er olmakla aradaki farkları anlatmaya dağlar yetmez. Kendiniz gidince onların eğitimlerini de uzaktan göreceksiniz. Ve 15 ay çok uzun bir süre. Bu konuyla ilgili bir belgesel yapılıp ÖSS öncesinde çocuklara gösterilse, başka motivasyona gerek kalmaz :)
Bundan sonra bıraktığım yerden devam etmeyeceğim. Zaten gitmeden önce de yazmıştım. Biraz daha arka planda kalacağım. Yeni projelerde tekrar görüşmek üzere, hoş bulduk :)
Hoşgeldiniz Murat Gamsız. En çok yazı yazmaya hasret kalmışsınız. :)
Ankara'da yaptığınızı bilseydim keşke yardımcı olurdum elimden geldiğince. Ama pek zorluk çekmemişsiniz anlaşılan. Sevindim.
Tebrik ediyorum. Vatan görevini layıkıyla yapıp geldiniz.
Çok güzel yazı olmus elinize saglı bazı yerlerde güldüm bazı yerlerde askerlikten soguttunuz :) güzel bir anınız olmuş bu duş işine gelince acaba ben napıcam cok terliyen birisiyim :) inş. bende bu sene baslıyacam üniversiteye öss sonuclarını bekliyorum
Sıcak ya da soğuk yapmak gerekiyor sonunda :) Terliyorsanız elbette kışın gitmeye bakın. Ne kadar erken yaparsanız o kadar iyi :)
Terlememeyi öğretirler :D
Şimdiden geçmiş olsun. Askerliği yapmanın duygusunu bilirim. Gerçekten şimdi yeni bir hayata atılıyorsunuz.Yolunuz açık olsun.
Teşekkürler :) Biri de bana böyle anlatsaydı diye düşündüğümden biraz uzun oldu :)
muhteşem bir yazı olmuş müthiş zevk aldım okurken ve bilin ben nerde yaşıyordum :D 2 yıl kütahyada yaşadıktan sonra hemen üniyi kazanıp kurtuldum bizimkiler hala yaşıyor .. illet bir havası insanı herzaman hasta yapma potasiyeli hiçbirşeyi olmayan çarşısı ve çok övülen ancak evde 1 kilo alçıyla aynısı yapılacak bir vazosu var :D bazen önüne motor koyuyolar askerlerde onla foto çekiliyo acaba sizde çektirdiniz mi ? :D evimizde hava tugayının karşısında :D
Ben vazoyu pis hava nedeniyle göremedim ki :) Pusların arasından gördüm biraz. Önünde duruyormuşum ama inanmadım çok küçük olunca dedim herhalde bu asıl vazonun taklidi :) Sadece geldiğim gün Kütahya'nın içinden geçtim. Sonra çıkar çıkmaz Ankara'ya. Otogara bile gitmemek için devlet imkanıyla gittim. O otogarda hele de kışın tam arabesk filmler çekilir. İbrahim Tatlıses'in hayatı falan film yapılırsa İstanbul'a Kütahya üzerinden getirtirdim ben olsam :) Fotoğraf yok doğal olarak :) Porselen alan arkadaşlar olmuş inanamadık tabii :)
Öncelikle hoşgeldiniz, her türk vatandaşının yaşadığı bu zevki tatmışsınız , biraz kısa olmuş şahsen 15 ay tavsiye ederim sayfalar dolusu anı yazabilirsiniz hehe :)
Geçmiş olsun.Yazıyı okumadım ama biz o yollardan geçeli çok oldu anıları depreştirmeye lüzum yok :)
Kütahya merkezi bilemem ama ilçelerin havası güzeldir.Öyleki Bir ay orada kaldıktan sonra yaşadığınız şehrin egzosla karışık o havasının ne kadar boğucu olduğunu fark ediyorsunuz.
Hoşgelddiniz daha dün gitmedinizmiydi :)
550 gün saydım yav ülen bitermi dedim, bittiğinde gözlerim yaşararak ayrıldım. İstanbul Boğaz Komutanlığı Herkese tavsiye ederim, sanki istekle oluyormuş gibi :) download tınıza ekleyin hehe :)
Sırf askerde uzun dönem er olmamak için bile kıytırıkdan bir universite okunmalı kısmına canı gönülden katılıyorum…. hemde nasıl, hemde nasıl….
Benim bir tesbitim var askerliğini en uzun şekilde anlatanlar genelde en rahat askerlik yapanlar oluyor.Ağır şartlarda askerlik yapan ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalan askerler ise tek kelime bahsetmek istemiyor.Sanırım hatırlamak bile istemiyorlar.
Bende askerliğimi orada yaptım mükemmel bir birlik ne ararsan var
16 ayım orada geçti kütahya şehri ise bir başka güzel insanlar sıcak kanlı
havası suyu tertemiz.Yani türkiyenin en gözde askeri birliği diyebilirim.
Biz orada törenlerde konferanslarda ses sistemiyle ilgilenirdik askeri sinemadaki o koca hoparlörleri tavana asana kadar anamız ağlamıştı.Ama değerdi o günleri çok özledim.
Üşenmemiş iyi yazmışsın :)
"Hırsızlık olmuyor içiniz rahat olsun" demişsin de bu biraz şans sanırım zira bizde yedek subay adayı öğrencilik döneminde de bile olmuştu.
Tüm askeriyeyi genelleyemem o konuda tabii :) Ama bizde yoktu. Koğuşlar kalabalık olmayınca hırsızlık ihtimali de düşüyor. Herkes herkesi tanıyor. Ben ateşli ateşli şuursuz bir şekilde dolanırken para cüzdanımı birisinin yatağına bırakmışım :) Aynen geri geldi :) Böyle bir durumda bile çalmayacak insanlar var.
Askerde hırsızlık olmaz yer değiştirme olur. Lütfen!!! :D
O değilde hırsızlık genellikle postal için olur. Yoksa onun dışında traş köpüğü, boya, cila … vs paylaşmak doğaldır. :D
aynen katılıyorum bende ekliyorum şampuan eğer sabun yoksa arkadaşının şampuanın almak serbet kesinlikle bunu gibi şeyler adı ağza bile alınmaz çünkümü her aynı kaşıktan aynı tabaktan yemek yiyor (anlayana tabi)
Bizdeki cep telefonu olmuştu :) E haliyle durum karışık oldu, üstüne tam bir arama geldi falan…
Değerli arkadaşım Murat Gamsız
Bilmiyorum hatırlarmısın beni Kütahya'dan.
Yeni gidecek arkadaşlar için değerli bilgiler gitmeyenler
özellikle kısa dönem olma ihtimalleri yüksek arkadaşlar mutlaka okusun.Ben İzmir Gaziemir Hava Teknik Okullar K.lığında tamamladım askerliği.Kütahya'dakilerin en şanssızlarından biriyim.Polislerle birlikte muhafız bölüğündeydim askerliğe dair herşeyi gördüm ve yaşadım.ama her şeye rağmen geriye dönüp bakınca insan güzel şeyleri hatırlıyor.askerliğini yapmayan ve yakında gidecek olan arkadaşlar.nereye düşerseniz düşün şunu unutmayın sayılı günler geçip gidecek yada Başçavuş Salih Bereket'in dediği gibi "Ben daha askerliği bitmeyen adam görmedim,sizinkide biter"
Buca cezaevi jandarma bölük komutanlığındaydım… Mübalağa etmiyorum 1 ay boyunca öğlen ve akşam "arpa şehriyesi pilavı" yedik, arpa şehriyesi pilavı derken yanlış anlaşılma olmasın. Pirinç pilavının içine arpa şehriyesi katmıyorlardı, pilav tamamen arpa şehriyesinden yapılıyordu… Yemeklerde et yoktu, o sıralar kuş gribi olduğu için tavuk'ta yoktu, balık zaten hiç görmedik…
Öğlen: Etsiz kurufasulye+arpa şehriyesi pilavı
Akşam: Etsiz nohut yemeği+arpa şehriyesi pilavı
Kahvaltı: Ya zeytin yada peynir… İkisi aynı anda olmuyordu..
Kısa kısa…
Ankara simidi fazla kavruk değil onlar pekmezli simitte ondan. :D Ankara'da güzel yapan bir iki yer var Kızılay'da.
Balıkesir'in simiti İstanbul simitinden çok daha güzeldir bu arada.
Ankara'da da fena yerleri keşfetmemişsiniz o kısıtlı zamanda. Acaba Tandoğan pasajını gördünüz mü hiç? :D
Beşevlere gitmek filan güzel. O da yol üstünde zaten.
Keşke Ankara Döner'ini farklı yerlerde yedirebilseydik size. Eminim bir daha İstanbul'da döner filan yemezdiniz. Arkadaşlarımın hepsi hastası oldular. "100 gr et et" diye geliyorlar. :D İstanbul'a giden arkadaşlarımın döner yiyecek yer bulamamalarıyla dalga geçerdim öyle şey olur mu diye. Şimdi aynı duruma İstanbul'a gittiğimde ben düşüyorum. Sanırım koca bir hayvanı şişe geçirip pişirmek Ankara'lılara mahsus. :D
Yazıda geçen sınav kısımlarını tam anlayamadım. Acaba sistem mi değişti?
Bizim zamanımızda acemilik bittiğinde direk onbaşı, sonrasında da usta birliğinde 1-2 hafta sonra kadar çavuş olduk.
Bazen er olmak daha iyi esasında, çavuş olunca sorumluluklar birden tavan yapıyor. Hele ki hizmet bölüğündeyseniz sabah 7 akşam 6 arası işiniz oluyor. Esasında hizmet ettiğiniz sürece hem sizin açınızdan iyi , zaman geçiyor, hem de hizmet etmenin mutluluğunu yaşıyorsunuz. Tabii çok travmatik görüntülerde görebiliyor, yaşayabiliyorsunuz. :(
Birde sizden önceki dönem bölükten gittikten sonra o bölüğüm kralı siz oluyorsunuz. Bütün kritik noktadaki arkadaşlarınız sizin arkadaşlarınız. Bütün kontrol sizde oluyor. :D
Yemekhane çavuşundan , yazıcıya kadar. Askerde yapmadığımız şey kalmadı dersem yalan söylememiş olurum sanırım. Açıkçası acemilik dışında beni zorlayan hiçbir şey olmadı. Hemde full çalışmamıza rağmen.
Bronşit, faranjit kışın askere gidenlerin en büyük derdi.
Ne yazık ki bizim gibi şehirli kibar çocuklar acemilik eğitiminde biraz kırılıyor. :D
Biz poşetler kendi aramızda bizim dönem perte çıktı diye takılıyorduk.
Ne kadar sportif olursanız olun Erzurum'da tabelada gündüz -20-25'i görürken yapılan eğitimde akciğerleriniz en sonunda iflas ediyor. Gece -30, -35'i söylemiyorum bile. :D Usta birliğine gittiğimde 5 gün hastanede yatmak zorunda kalmıştım. Yemin töreninden sonra evci izni alıp 2 gün bir otelde kalmıştık ailemle. Bir tane fotoğrafım var görseniz acırsınız dağ gibi adam verem hastası gibi göçmüş gitmiş. :D Cidden çok kötüydüm.
Neyse gitmemiş olan arkadaşların gözünü korkutmayalım. :D
Kışın giderken yanınıza kesinlikle pastil alın. Ben giderken almış ve çok faydasını gördüm.
Askere ne kadar erken giderseniz o kadar iyi gerçektende. İlerki yaşlarda fiziksel olarak gençlere göre daha fazla zorlanıyorsunuz. Bünye pek kaldırmıyor. Dedeleriniz olarak bizler yaptık sıra torunlarda. :D
Pekmez olsa anlardım yahu :) Anlardım ve yemezdim :) Tandoğan'a gidemedim. Sınav yok muydu sizde? Bizde vardı. Formalite derlerdi gitmeden bizimki de öyle oldu biraz ama 327'lere baktık hep er geliyor kısalar :)
Ben de hizmet bölüğündeydim. Çocukların nasıl çalıştığını gördüğüm için çavuş olmak kesinlikle avantajdı bizde :)
Acemilik eğitimimiz hiç sorun değildi. Nefes almanız hasta olmanıza yetiyor Kütahya'da. O veremli gibi fotodan bende de var hastaneye yattığımda çekmişlerdi işlemler için. 10 günde sekiz kilo vermiştim :)
PAstil dahil her türlü ilacı topladıkları için iyi saklamak gerek :)
(((((((PAstil dahil her türlü ilacı topladıkları için iyi saklamak gerek :)))))))))
not::::::: her tarafında bilenen ama kulanması yasak olan bütün mazeme bişeu olmuyor canım desende bir gelir başına patlat dikkat olun askerde hiç bişey şaka değil boş silah bile göz çıkartır
Ankara simidinin o koyu rengi pekmez suyunu batırılmasından gelir. http://evcini.typepad.com/photos/uncategorized/simit1_copy_2.jpg
Kaşarlıları daha moda şimdi.
http://evcini.typepad.com/photos/uncategorized/simit1_copy.jpg
Birde sizin acemilik eğitiminden sonra il değiştirip farklı bir ile gitmeniz ilginç olmuş. Normalde çünkü kısa dönemler pek il değiştirmezler. Usta birlikleri genellikle acemi eğitimi aldıkları yerde olur.
Pastili yakalatsanızda problem olmaz. Şeker dersiniz. :D
Ya zaten bizde hiç arama olmadı. Problemde olmadı.
Yazının tamamını okudum.Askerlikte üşütmemek elde değil bende ciddi bir soğuk algınlığı yaşamıştım hemde Nisan ayında.Doğuya gidecek olanlar Kabul Toplama Merkezi rezilliğini çekeceklerdir.Ama o kadar rezilliğe, çileye rağmen oradaki arkadaşlıkların kıymeti gerçekten farklı oluyor.Şunu söyleyeyim bir erkek için en önemli olan şey Askerlik kısa ya da uzun.
Bende askerliğimi orda yaptım 87/4 :) usta birliğide sinop :)
Aslında Eskişehir yolunda desek daha doğru. Ancak Zırhlı Birlik'ler karşısı olarak biliniyor :) Tam karşımızda tankçılar bulunuyordu. Bizden bir hayli büyük olduklarından, toplu taşıma araçlarında Zırhlı Birlikler diye görürsünüz.
Aha benim anılar canlandı :)
Askerliğin nasıl geçeceğine aldırış etmeyin, şüphesiz ağlatırda güldürürde.
Fakat 20(Gidiş yaşınıza göre değişir) yılda öğrenemeyeceğiniz şeyleri 18(Benim zamanımda) ayda fazlasıyla öğrenirsiniz.
Meselâ İnsanları, Özgürlüğü, "Boş durmamayı", Disiplini, "Erkek olmayı", Cesareti(G.Doğu) vs…
uzar gider
Fakat kimse çok fazla zorlanmaz emin olun, "Her Türk Asker Doğar".
ankarada bende askerlik yaptım ankara \mamakta 2.ulaştırma ağır oto komutanlığında sık sık eti mekuta gelirdim tabiki tabur olarak zaten 60 lişi seçilir ver uzun boylular tabi onlarla türen artık kimin türeniyse bilgisi yok tabi (genelde devir teslim türenleri diye bilirim)kızılay en çok yoğun olduğu kıasımlar ama ankaranın en güzel yeri denince ve keçi üren akla gelir ankarda asker de olsa eğlene biliyorsun ama dikkat olucaksın (murat gamsız timeoff) denince aklına ne geliyor).. neyse ama gitmişken bir anıt kabirede ziyaret edin diyorum ilk defa gideckler için diyorum yürürken yere bakın yoksa düşersisiniz.genelde asker olarak gitdecek yerleri kısıt olar düşünür seniz fazla bişey bulamıyacaksınız benim için öyledi ata kule falan bıkıyor..neyse murak gamsız genel olara askerlği anlatmış hemem aynı şeyler sizde genel olarak bu düşüncelerle ayrılacaksınız hata hungur hungur ağlayarak şaka yapmıyorum çok özüleceksiniz murat gamsıza hoş geldin…..son olarak istanbulda hayatı sürdüren butun askerler uzun yada kısa dunemler ankarayı fazla beyenmediler bu kesin bir analizdir
?
Öncelikle hoşgeldiniz.
Doğma büyüme bir İstanbullu olarak 1996-2002 yılları arasında Kütahya merkezde yaşadım.Kışın hava kirliliği fazla olan Kütahya klasik bir Anadolu şehridir. Merkeze yakın olan Azot fabrikası ve ısınmada kömür kullanımı hava kirliliğini arttırıyor maalesef.Kışın kara iklimi hakim.. Çok soğuk , yazında çok sıcak olur.Vakit bulup Kütahyanın ilçelerini gezebilseydiniz keşke. Ilıca ve kaplıcalara mesela..Eminim memnun kalırdınız.. Merkezi şu anda benim kaldığım zamana göre çok daha güzel. Askerlik konusunda ise kesinlikle güzel bir yerde askerlik görevinizi yaptığınızı söyleyebilirim. Ben istanbuldan Göle/Ardahana gittim kısa dönem olarak. İnanın Kütahyanın soğuğu ilkbahar havası kalır yanında, o yüzden hem şehri hem de askeriyeyi güzel anılarınız arasına katın bence :))
Tekrardan hoşgeldiniz.
Hocam bunun benchmarkları nerde, grafikleri nerde :D
Ekran kartı incelemesi gibi yazı olmuş.
Geçmiş olsun, kurtulmuşsunuz :)
çok güzel olmuş cidden, fakat şap olayına rastlayamadım :P varmıdır yokmudur merak ediyorum açıkcası saygılar :)
bende 325 im ama asteğmen. hem de istemeden. buyur burdan yak; sen evinden yazı yaz ben siirt dağlarından yorum :) 327.lerin kısa dönemlerini ben eğittim burada. nerdeyse sürekli tören provası gibi bişeydi. kısa dönem kesinlikle kalkmalı. kabul ediyorum askerlik hoş bi olay değil ama kısa dönem hem ordunun bir işine yaramıyor hem de büyük külfet getiriyor. askerlik doğu da kral batı da işkence. ikisini de gördüm. doğudan korkmayın özellikle 4 yıllık mezunları için söylüyorum. asteğmenlere operasyon emirle yasaklanmış durumda. beni karakol komutanı olarak çalıştırmak için bile binbir takla atıyorlar.
Valla gittiğiniz yere göre değişir tabii ama kısa dönemlerin çok işe yaradığı yerler var. Sorumluluk gerektiren her işin başına hemen sizi atıyorlar.
Ben de 323 KSD olarak acemiliği Kütahya'da yaptım. Belirtmek istediğim şey, bölükten bölüğe standartların oldukça değişken olduğu. Sadece bizim dönemimize has olduğu söylense de 1. erbaş konfor açısından diğerlerine göre çok daha iyiydi, tabii duyduklarımdan kıyaslıyorum. En azından binayla yan yana yemekhane, önünde ağaçlık geniş bir alan, sıcak suyun olduğu banyo ve plasmalı gazinosu vardı :) Silahhaneye giriş çıkış konusunda da sıkıntı yaşamadık. Biz yazın gittiğimizden yazını da anlatmak gerekirse, sabah parkasız dışarı çıkılmaz ama güneş doğduktan sonra da o kamuflaj bile fazla gelir insanın üstüne, ayrıca güneş altında eğitim yapılan zamanlarda da botlarınızın içi yanar. Yazın gidecekler bu açıdan kesinlikle ince çorap götürsün çünkü VERİLMİYOR. Ve tavsiyem kamuflajları hemen ilk haftadan yıkatsınlar (terden zaten zorunluluk halini alıyor ama bizde buna rağmen yıkatmayan maceraperestler vardı) çünkü yıkattıktan onra kamuflajlar yumuşuyor ve rahatsızlık vermiyor.
Her Cuma günü bayrak töreni yapılır ve tören alanına uygun adım gidilip gelinir, bol bol da ayakta dikilinir. Mendil, su gibi malzemeleri eksik etmeyin, özellikle dehidrasyon yazın sıcağında çok büyük sorun. Yine 1. erbaş tören alanına en uzak bölük olduğundan buraya düşenlere ekstra dikkat etmelerini salık veririm.
Bölük ayrımı yapılmadan sondan bir önceki hafta bol bol film izlenir, son hafta da günde 3 öğün tören provası yapılır. Bu törenlere kimin geleceği belli olmadığından en iyisini yapmaya çalışırlar.
Benim tavsiyelerim:
1. Kesinlikle traş olarak gidin.
2. Yazın ince çorap hayatidir.
3. Ortopedik bir tabanlık yine ayağınızın rahatı için hayatidir.
4. Ordudaki standart tuvalet tipi alaturca dır. Fakat 1. erbaş'ta tüm tuvaletler alafranga idi.
5. Gazete alın ve okuyun. Dışarıyla yegane bağınız bu olacak.
6. Yine 1. erbaş'ta bol bol telefon bulunuyordu. Sıra olur ama idare etmesini öğrenirsiniz.
7. Sabah soğuğunda mıntıka için içerisi daha uygundur. İlk girip temiz işleri kapmaya bakın.
8. Kütahya'nın mevsim ayrımı yoktur, yazın hasta olmak bir başkadır.
Usta birliğinde Bandırma 6. Ana Jet'e düşmüştüm. Burayı lafa boğmadan yine maddelersek;
1. Çarşı izinleri İstanbul'a kaçışları önlemek için yarım gündür
2. Çarşı giriş çıkışlarında sıkı bir aramadan geçersiniz
3. Gece silahhanecisi olursanız gündüzleri istediğiniz gibi takılır (uyku,çarşı vb.) gece de yine yatarsınız
4. Kalıcı olarak Lojman a gidenler askerliği o gün bitirirler, gazinolara git gel yapanlar ise fazlamesai ne demek öğrenirler ama rütbeli tanıdığınız çok olur
5. Eğer İhale komisyonunda yapacak kadar şanslıysanız ilçenin göbeğindeki bu tek katlı bina, askerlikle ilişiğinizin mesai saatleri dahilinde kamuflaj giymekle sınırlı olacağına dalalet eder
6. Hizmet bölüğü sorunsuz bir yer değildir, hatta en sorunlu yerdir. Eşyalarınızı günde 2 kere kontrol etmeyi şiar edinin ve paylaşım ruhunu iliklerinize kadar hissedin.
7. Genellikle 2 şanslı çavuş Güvenlik taburuna giderek nispeten rahat bir ortamda askerliklerini tamamlar. Bu kişiler genelde birçok dersten öğretebilecek derecede anlayanlar arasından seçilir.
Ara ara yine buraya bakıp gelen soruları yanıtlamaya çalışırım
Öncelikle geçmiş olsun diyorum. Askerlik anıları insan nekadar anlatmak istemesede bazen depreştiğinde durdurulamaz oluyor. :D PcLabs'in bu yönünü seviyorum editörleri burayı gerçekten samimi bi ortama çeviriyor yazıyıda severek okudum artık sivil hayatta ve gelicek çalışmalarınızda başarılar diliyorum.Askerliğin güzel birşey olduğunu ancak 1-2 sene sonra anlayabiliyoruz.Bence herkesin gidip yapması lazım :)
Kütahya ha!!!
Bende acemiliğimi Kütahya'da yaptım fakat işin daha "asker" tarafındaydık. Kısacası Jandarma… Öncellikle Kütahya'da havacı olarak gönderilen arkadaşlara aynı şehirde çok değil yalnızca bir hafta Jandarma olarak askerlik yaptırmak lazım. Zira ne kadar rahat olduklarını ancak o zaman anlayacaklardır.
Örneğin; kötü kantinden söz edilmiş. Bizim 22. bölükte kantin yoktu. Sadece gece kondu tipinde içeri giremediğin on metrekare bile etmeyen bir şey mevcuttu. Ancak hakkını yememek lazım sürekli G3 pinleri çalınırdı ve bunu kantinden temin edebilirdik. Fakat gel gelelim iki çeşit biskivü ve iki çeşit içecek mevcuttu. Üstelik uzaktı ve kantine giderken yolda un taşımak için çevrilmenizde olasıydı.
Jandarma olarak Kütahya'da askerlik yapacaksanız en önemli şey çift kat özel yapım eldiven götürmenizdir. Zira soğuk çelikten eldivenler sürekli parçalanır. Tabi buna çok ağır eğitim ve bitmeyen sürünmeyi katmıyorum bile.
Eğer "ceza iğnesi" yememeyi başarırsanız arada bir hastaneye kaçmanızı öneririm. Havacıların tam içinde olan bu hastaneye gidip bütün gününüzü gün edebilirsiniz. Mesela; Jandarma elbisesiyle bir dünya yol yürüyüp, muhteşem bir er kantininde hamburger yediğimi söyleyebilirim!!! Aslında pizza yiyecektik ama vakit azdı.
Kısacası havacı olarak Kütahya'ya yolunuz düşerse, üzülmeyin olabilecek en iyi yerlerden biridir. Eğer yolunuz Jandarma olarak düşerse, sakın ha 22. Bölüğe düşmeyin. Bakınız; 1. Bölük, 2. Bölük, 3. Bölük, 4. Bölük ve sonra ne hikmetse 22. Bölük… Siz anlayın artık.
Ben de tavsiyede bulunayım bari :)
Termal içlik iki türdür diyebiliriz:
1) Burada gördüğünüz gibi üşütmeyi engelleyecek şekilde
2) Sporcuların kullandığı teri üstünde bırakmayıp içliğin diğer tarafına geçiren aynı zamanda da tenininiz hava almasını engellemeyecek şekilde
Gündelik kullanımda 1 numara daha koruyucu gelebilir ama spor gibi derlemenin kaçınılmaz olduğu durumlarda atlet yerine giyecek şekilde 2 numarayı öneririm. Ben dağcılık ve hava soğukkenki halı sahalarda kullanıyorum çok iyi. Askere gitmeden önce haberdar olsaydım mutlaka bir çift alırdım kendime.
-25-35 dayanabilecek bir içlik var mı acaba? :D
Üstüste kaç kat giydiğimizi hatırlamıyorum ama 3 içlikle bile gecenin o soğuğunda donduğumuzu hatırlıyorum.
Dışarı çıktığınız gibi burun kıllarınızın donması gibi enteresan deneyimler yaşıyorsunuz. :D
Burun kılı için tek yapılabilecek kar maskesi giymek ama izin alınması lazım onun için. İçlik bu koşullarda tek başına yetmez zira dağcılar 3 katman giyer: iç, orta, dış. Dış koşulda asıl yalıtımı yapacak olan dış katman yani mont, askerde bu özelliklere sahip mont verilmedikçe donmaya mahkumsunuz ne yazık ki (kaliteli markalar genelde 500-600Euro oluyor). Kış tırmanışı hiç yapmadığım için ihtiyaç duymadım. Askerde verdikleri panço bile su sızdırıyordu başka söyleyecek birşey bulamıyorum, iyi ki uzun dönem bilgisayar başı askerlik yapmışım demekten kendimi alamıyorum, fazladan 6 ay ama daha rahattı bana göre.
Öncelikle yazın çok güzel olmuş incelemeler detaylar ciddi bir emeğin eseri. Ben de Kasım 2005-Mayıs 2006 da 307 KD olarak Lüleburgaz-Kırklareli'nde Mekanize Piyade olarak yaptım askerliğimi görüyorum ki çok da fark yokmuş.
Dediğin gibi işlemler çok uzun sürüyor.Özellikle ilk teslim olma süreci oldukça ızdıraplı zaten psikoloji oldukça bozuk olduğundan şapşallaşılıyor.
Buradan tekrarlayacağım ya da altını çizmek istediğim bir kaç şey var. Özellikle korkup kaçan arkadaşlar için "KORKACAK BİR ŞEY YOK VE BU İŞİN KURTULUŞ YOLU ÇOK AZ" ve bir an önce yapıp gelin.
Uzun Dönem (15 Aylık) olan arkadaşlarla beraber olduğunuz dönemde dikkat edilmesi gereken çok fazla detay var.
-Aranıza mesafe koyun (Yaş farkı ve Rütbe farkı) ama asla ve asla EZMEYİN.
-Gerçekten çok değişik insanlarla tanışacaksınız sivilde arkadaşlarınızı seçme lüksünüz var ama orada yok! ve olanla idare edeceksiniz.
-Uzun dönem çavuşlarla kavga etmemeye dikkat edin.(Sizden kat ve kat daha tecrübeliler ve baltayı taşa vurma ihtimaliniz yüksek)
-Eğer sorunlu bir bölükteseniz o zaman Kısa Dönemlerle hep dayanışma içinde olun ama asla kendinizi soyutlamayın.
-Kısa dönemseniz uzman çavuş ve astsubaylarla tersleşmeyin (Ben Mahkemeye Çıksam Subay Statüsündeyim diye) 14-15 yaşından beri askerlik yapan o astsubaylar hayatınızı kabusa çevirebilecek yetkiye ve beceriye sahiplerdir benden söylemesi.
-Zaten kısa yapıyorsunuz gereksiz yere asla izin kullanmayın.O süre çok çabuk geçiyor ve arkadaşlarınız giderken siz kalıveriyorsunuz bir iki arkadaşım bu hataya düştü.
-Efendi efendi gidin efendi efendi gelin. (Askerliğin tek püf noktası) Asker dediğimiz herkes rütbesi ne olursa olsun senin benim gibi insan ve herkesin sorunları var kimse sizin orada kaprisinizi sinirinizi çekmez.
Herkese Hayırlı Teskereler…
Şunu da söylemeden edemeyeceğim uzun dönemler içerisinde bazı kısa dönemlerden daha aklı başında, efendi, kafası çalışan arkadaşlarınız olacak.
Sadece bir gözlem genelleme değildir.
Uzun dönem eğitim çavuşları kesinlikle daha ızdırap çektirici oluyorlardı.
Kısa dönem eğitim çavuşlarımız aslan gibiydi valla. :D Hey gidi hey…
Valla cok guldum. Ben de 323 KD olarak Kutahya + Ankara 11. Hv. Ulş. yaptim, hem Kutahya hem de Ankara olarak sana katiliyorum. Okuyanlara tek uyarim, bu askerlik "hikayesi" havacilar icindir, diger askerler icin bu kadar iyi gecmeyebilir.
Uzun lafin kisasi, hayatinizin 6 ayini bosa harcamaya hazir olun..
siz siz olun kasımdan sonra askere gelin kasımdan önce askere gfelecekler denetimlere denk gelecekler ve doğduklarına pişman olacaklar sakın kasımdan önce geleyim demeyin tek tavsiyem bu
bunun çıktısını alabiliyor muyuz :)
hoşgeldin Murat kardeşim.
ben de 239.dönem yedek subay olarak askerliğimi hava lojistik komutanlığında yaptım.benim zamanımda askerlik yapılacak harika bir yerdi.
birliğin girişindeki sağlık amirliğnde görevliydim.( şimdi hala aynı yerde mi bilmiyorum.)
beni en çok yoran ( güleceksiniz ama ) sağlık amirliğinden çıkar çıkmaz sağ elimin hemen selam pozisyonuna gitmesi idi.hatta atel yapmayı bile düşünmüştüm.:)
baktım olmayacak ulaştırma erleri tehdit ettim.( amirliğin önünden geçtiklerinden sık karşılaşıyorduk.karargahla pek işimiz olmuyordu.)beni gördüğünde selam verene dayarım iğneyi diye.zaten üst rütbeli çok bir de erlerle uğraşmayalım değil mi?
ben de ilk geldiğim günü anlatayım.eylül ayı.daha yeni gelmişim.birşeyden anladığım yok.bir yukarı karargaha bir aşağıya amirliğe,levazıma,misafirhaneye bilmem nereye.karargah yukarda,hava da sıcak,bir de alışık değilim böyle bir aşağı bir yukarı inip çıkmaya.karargahın önünde bidonun(!) içinde duran trafik eri gelip gittikçe selam verip duruyor.ben ise ter içinde,yorgunluktan tükenmiş oflaya puflaya inip çıkıyorum yokuşu.3.sefer askere beni gördüğünde selam verme dedim.elimi kaldıracak halim yok.dönüşte baktım çocuğun sağ eli hafif inip kalkıyor.arada yani. selam vermese olmaz verse manyak bir asteğmene çatma riski var.güldüm artık.rahat dedim.
bu arada benim zamanımda askere 4 çeşit yemek çıkıyordu ve yemekler çok lezzetliydi.hatta bazen nöbetçi astsubaylar jest olsun diye yemek gönderiyordu.subay yemekleri de fena değildi ama erlerinki daha da iyiydi.
sonuç: sen de pek ballı imişsin be Murat.
ha bir de köpek kulübelerinin ordaki tavşanlar hala duruyor muydu.duruyorsa o tavşanların büyük büyük büyük dedeleri benim tavşandı.adı da sat1 ( sağlık amirliği tavşanı 1 numara ) idi.nineleri ise bir sanırım yarbayın tavşanıydı.
Komutanlığın içinde çok gördüm 'hay Allah selam verdi şimdi biz de vereceğiz mecburen' bakışını :) Selam vermeden dolaşsanız kimse laf etmeyecek nerdeyse :) Herkes herkese selam verse gerçekten de elinizi indirmeniz mümkün değil. Kuşbakışı fotoğraf çekilse komik bir tablo ortaya çıkardı :)
Yemek durumu benim zamanımda pek iyi değildi. Erler yaptığı için, yemek işinden anlayan erlerin olması gerekiyordu.
Tavşan görmedim de ufak bir çiftlik var artık içeride :)Her türlü kümes hayvanı var. Yumurtalarına tutanak yazılırdı :)
demekki aşçılar işten çıkarılmış.çünkü yemeklerimizi sivil aşçılar yapardı.
Ben de Murat Bey'e hoşgeldiniz diyorum. Yazısını baştan sona büyük bir zekle okudum ve yorum yapan arkadaşların yazılarını da okudum. Dün kep atmış ve okulunu bitirmiş biri olarak, (1985 doğumlu olduğumu da düşünecek olursak) ben şimdi ne yapayım? okuldan çıkışımı almam ağustosu bulacak bu yüzden 3. döneme başvuramıyorum, ama 4. dönem gitme imkanım var.(çıkarsa tabi) Ben bir iş mi arayayım, yüksek lisans mı yapayım yoksa askere mi gidip geleyim yasa değişmeden? Ne önerirsiniz acaba?
Bana sorarsanız hazır piyasalar kötüyken gidip gelmekte yarar var.
Hele yaşınız gençken gitmekte daha fazla bir yarar var.
Kısa dönem askerliğin kalkacağı doğru ve bu yönde çalışmalar fiili olarak başlamış durumda.
Sanırım artık komando tugaylarına artık uzun dönem asker alınmıyor.
Yani süreç kesinlikle başladı ve bir süre sonra tek tip bir askerlik olması kuvvetle muhtemel. Genelkurmay başkanının bu konu üzerine bir demeci vardı.
Yani süreç işliyor ciddi ciddi.
Bence de geciktirmeye gerek yok biran önce gidip gelin. Ben üniversiteden mezun olur olmaz gidip geldim, bence en iyi tercih. İşveren de çoğu zaman askerlik yapılmadığında bu adam yarın öbür gün askerlik der gider diye düşünür. Çoğu yerde evliliğe bile engel :)
heheh yazı yı okuyunca benim de eski gunler depreşti…bende 99 yılında askerdim…(yunh bu arada 10 yıl olmuş zaman çok hızlı geçiyor..) kutahyada havacı olarak…bi kere en rahat yerlerden biridir..yılmaz erdoğanda kutahyada havacı olarak yaptı gerçi görevli olarak Bkm nin orlarda bi yerde ordu evine gönderildi tabi bu olayın ayrı bir yonu..benim zamanımda kantin iyiydi ozamanki komutanımız..istediğiniz birşey varsa takım komutanlarına bildirin getirelim diyordu…yemeklerimiz muhteşemdi kısa dönemler için özel aşçı tutuluyordu gazinosu ve yemekhanesi ayrıydı…kutahyanın havası biraz entersandı sabahları ve akşamları soğuk..öğlen baya sıcak oluyordu…bide meshur bi dağı var ismini burda soyluyemiyorum bol bol istikimet verilirdi…..teslim olma konusunda bence ilk gun teslim olmayın ilk gun korkutmak için baya bi eziyet ediyolar..ben allahadan ikinci gun gitmiştim…ilk gece saat 1 de yatırmışlar…saat 3 te kaldırmışlar.. dolapları falan tekmeleyerek..bidaha yat verip bu sefer 5 kaldırmışlar…artık dusunun artık o piskolojiyi diğer yapılanlar zaten sayılmaz….Sonuç olarak nereye dustugunuz ziyade kimin eline dustugunuz önemli…
Daha bu sabah aklima geldi, murat gamsız askere gitmisti ne zaman donuyor acaba diye. Hosgeldiniz. Alisveris listesine benim de katkim olsun. Gunes kremi cok onemli, burun, eller, kulak arkasi ve ense ilk gunden yanip cok sizlayabiliyor. Kucuk bir Bepanthene krem de hem yanik icin hem de kuruyan el, ayak, dudak vs icin iyi olur. Bir de suya gerek olmadan el temizleyen jelimsi urunler var, her an cepte olmali gerek.
Askerliğimi acemi olarak aynı yerde yapmıştım elma yediniz mi? ama mevsimi değil, daha 1 2 ay var tam pişmelerine.
Elmalarıyla meşhur bir birlik 5nci bölükte 45 gün acemilik görevimi yapmıştım bizim zamanımızda 5nci bölüğe sosyete bölüğü diyorlardı ama genel olarak güzel bi yer :)
Herkesin ömründen ömür çalan askerliğin bitmesini, bu yazıların sadece anı olmasını istiyorum. Eşşek akadar olduğum, askerlik yapalı yedi sene olduğu halde istiyorum. Ne bitmez düşmanımız varmış yaa.
Geçmiş olsun.
Öncelikle bir öngörüde bulunayım: Bir ya da iki sene içerisinde bu sitenin kapasitesi bu yazının yorumlarını taşımaya yetmeyecektir.
Eklemek istediğim bir kaç şey var: Kışın gidecekler içlik olarak Kadıköy'de satılan kalın içi yünlü içlikleri tavsiye ederim. Özellikle gece soğuğunda az da olsa yardımcı olabiliyor.
Sanırım faranjit ve bronşit acemilik eğitiminin bir parçası çünkü bizim acemilikte 200 kişinin hepsi tozlu (hatta topraklı) battaniye ve yataklar yüzünden bu hastalıklara maruz kalmıştı. Bu nedenle bol vitamin depolayın ve ihtiyaç olması durumunda kullanmak üzere toz maskesi götürün. (Yatarken kullanılacak :) )
LEDli küçük el feneri de tavsiye ederim. Gece kalkınca tüm koğuşun ışıklarını yakmamak için düşünceli bir davranış olur. Ayrıca ışık altında uyuyanlardan küfür yemezsiniz. :)
Benim için askerlik iyi bir gözlem yeri olmuştu. Türkiye'nin dört bir yanından her bölgeden insanlarla tanışıp bir millet olmanın aynı kültürü taşımanın pratikte nasıl olduğunu görmüş oldum. Ülkenin dört bir yanındaki yaşamlardan haberdar oluyorsunuz. Bazı şeylerden dolay seviniyor bazı şeylerden dolayı üzülüyorsunuz.
Ayrıca üniversitede okumuş olmasına rağmen üniversiteden diplomadan başka bir şey kazanamadan mezun olmuş insanları görüyorsunuz. Bazı insanlarınsa lise bile okumadan kendilerini ne kadar çok geliştirebildiğini görüyorsunuz.
Son olarak kişisel bir görüş olarak söylemeliyim ki (benim gördüğüm açıdan) ülkemizin kültür ve zeka seviye ortalaması pek de yüksek değil. (Tamamen objektif bir görüştür.)
İlginç bir olaydan bahsedeyim mesela; biz bir kaç ksd çavuş diğer erlerle sohbet ederken biz onlara "Aslında askerlik herkez için kısa olmalı 3 ya da 6 ay ve profesyonel askerlik olmalı" derken onlar bize "abi siz niye kısa yapıyorsunuz ki bence siz de uzun dönem yapmalısınız, sizin özelliğiniz nedir" diyebiliyordu.
Bir de yazının aynı zamanda güzel bir Başkent rehberi olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca geçmiş olsun.
Bir de sorum var: Askerlik boyunca koğuştaki anlaşmazlıklar vs yüzünden BBG evini hatırladığınız zamanlar oldu mu? (İnsanların birbirleri arkasında iş çevirdikleri zamanlar vs.?)
Bizim birikteki erler geri hizmete uygun bulunmuş, 'sorunlu' erlerdi. Sorun derken sabıkalıları da katıyorum. Hepsi değildi tabii ama çok vardı. Buna rağmen ne kavga ne gürültü olurdu. Toplasanız 600 er yoktu bölükte. Bunlar da 20'şerli koğuşlarda olunca herkes rahattı yer açısından.
Aynı muhabbet bizde de olurdu. 20 yaşındaki erler bana sizin ne farkınız var derlerdi :) Askerlik 15 ay olsa bile aramızda asla eşitlik olamayacak. Sonuçta biz üniversite vs nedeniyle geç gidiyoruz onlar ise genç gidiyorlar. Genelkurmay yaşlarımızı da genetik müdahaleyle eşitlesin, gençleşelim, o zaman 15 ay da yapılır :) Bizim için bazı şeyleri dğeiştirmek bir yaştan sonra mümkün değil. Kaybettiğimiz her yıl ve ay çok daha değerli. Ama 20 yaşındaki biri askerliği 15 ay yapsa bile isterse üniversite okuyabilir.
Hatta düşündüğüm zaman askerlik için en elverişli yıl lise sonrası. Üniversiteden önce 15 ay gidip sonra üniiversiteye gitmek gerek. Mezun olunca herkesin iş imkanı askerlik nedeniyle kısıtlanırken sizin başınız rahat :)Evden uzakta yaşamaya alıştığınız için şehirdışında bir üniversitede okumaya psikolojik olarak hazırsınız :) Ama dediğim gibi 15 aylık askerler çok çekiyor. Psikoloji öyle bir kayar ki tüm plan suya düşebilir.
Lise sonrası askerlik fikrine katılıyorum. Ama yine de daha kısa olmalı. Ayrıca çok fazla olmasa da askerlikteki bazı "politik şekil verme-koşulsuz itaat etme" gibi etkenler biraz daha modernleşmeli bu durumda. Ne de olsa o yaşlardaki gençlerin karakterleri henüz tam oturmamış oluyor.
Ayrıca " kızları da alın, artık askere " diye bir şaka yapayım :)
Yani askerlik mesleğinin hala zorunlu olarak dikte edilmesi o kadar ilkel bir uygulama ki… Yahu arkadaş sırf Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde doğduğu için neden bir erkeğin hayatının önemli bir kısmı ve çoğu zaman en verimli kısmı gaspedilir, neden yaşı mesleği her ne olursa olsun herkes askerlere itaat etmeli?Hani şu da kabul edilmiyor, askerlik de bir meslek be kardeşim. Nasıl ki herkes terzi, berber, ya da ne biliyim sanatçı olmuyorsa ya da olmak istemiyorsa, askerliği de aynı kefeye aynı teraziye koymak lazım. Dünyanın ileri gelenlerinin hepsinde bu olumlu kısmı görüyoruz ve dünyanın ilkel, geri kalmış kısmındaysa bu olumsuz kısmı görüyoruz ve yaşıyoruz. Yani bi de vatan borcu diyip duruyorlar ya arkadaşım vatanıma olan borcumu(ki orası da ayrı mevzu, devlete bir dünya vergi ver, bir dünya haksızlık,rüşvet,vs.'le uğraş) illa asker olarak yapmak mı zorundayım ben. Yani ben vatan borcumu vallahi sokakta çöp toplayarak ya da ne bileyim bingölün dağlarına veya konyanın çölleşen topraklarına ağaç dikerek yapabilirim, en azndan doğaya etrafa bir faydam(ız) olur, bir de bunların hepsi de askerlik gibi müthiş bir iş gücü kullanılarak ücretsiz olarak yaptıralibilir. Tabi ki gönüllü olarak askerlik yapmak isteyenler olabilir, onlar varsın gitsinler asker olsunlar. Yani anlamıyorum bu ülkede askerlik gibi somut bir şey o kadar soyut bir obje olarak görülüyor ki, her yıl yüzbinlerce insan zorla ya zorla askere gönderiliyor ve kimsenin sesi soluğu bile çıkmıyor ve çıkması da yasak!!. Ya şu yukarda yazılanlardan sonra ben niye zorla gideyim ya askere, allerjik astımlı biriyim ve yukarda benim gibi birini nerdeyse pisipisini ölecekmiş.. Yani benim anladığım şu kim olursan ol askere itaat edecen. Bu daha çok siyasi bir uygulamaymış gibi geliyor ve dolayısıyla ne yaparsam yapim zorla yaptıracaklar.
Alerjik astımlı biriyseniz, bunu raporlayıp muayeneye öyle gidin. Benim 20 yıldır bir şeyim yoktu o yüzden aklıma bile gelmedi. Muayenede geçerli olacak bir rapor sizi en azından gittiğiniz yerde göreceğiniz tıbbi ilgi açısından rahatlatabilir.
Hadi geçmiş olsun. :) Hoş geldiniz.
Hoşgeldiniz, yaşadığınız tecrübeleri yazmanız ve ögütlerde bulunmanız ilgili kişiler için bulunmaz bir nimet.
Yazdığınız hemen hemen tüm detayları aynı şekilde ben de yaşadım Kütahya ve Hava Lojistik Komutanlığında.
Ben 295. dönem yaptım askerliğimi. Tek katlı binalardan (3. bölüktü sanırım) 1. 'sindeydim. 3. bina torpillilerin yeriydi. Nerede ünlü, tanınmış kişiler varsa ve üst rütbeli askerlerin akrabaları varsa oradaydı. Geceleri su savaşı yapardık, tabi ki onlar başlatırdı, ama biz toplanıp karşılık vermeye gidince çavuşlar tutuşur, geri dönmezsek ceza alacağımızı söyleyip onları korurlardı. :)
Acemilik de çok kötü bronşit olmuştum ama oradaki doktorlar hastaneye bile yollamadı, eğilip doğrulamıyordum ağrıdan, öksürükten. Mecburen 1 hafta izin alıp eve geldim ve hastaneye kendim gitmiştim. İğneleri dayadı doktor doğal olarak ve ancak o zaman toparlayabildim biraz.
Yalnız Kütahya'da ki sinema salonundan bahsetmemişsiniz. Çok hikayesi vardır oranın. :)
Bir de acemilik bitmeye doğru Yamaha yaptırırlar. :)
Ankara'da da rütbelilerin fazlalığı yüzünden rahat hareket edilemez diyenler yanılıyor. Denetçi albayı bile takmayıp gece koridorda tenis topuyla maç yapıyorlardı. :)
Ben muhafız bölüğündeydim ve komutan beni nöbetçi subayın yanına gececi olarak görevlendirdi. Kötü tarafı günde 12-15 saat arası aralıksız görev yapmak, üstüne bir de olursa eğitime katılmak (2-3 saat uykuya anca zaman kalıyordu), çarşı iznine uykusuz çıkmak mecburiyetinde olmak (toplamda uykusuz 2 gün geçiriyordum ve 2. gece görevim çok zor geçiyordu).
İyi tarafları ise bir kez bile olsa silahlı nöbet tutmadım (gerçi 15 saat de bir nevi nöbet sayılır), nöbetçi subaylarla ve hatta haftada 2 kez gelen denetçi albaylarla baya sohbet etmişliğimiz oluyordu sabaha kadar.Denetçi albayların bir tanesi benim, zorla subay olmamı istemişti. Ben, beni almayacaklarını listedeki şartları karşılamadığımı söylesem de (zaten askerlikten bıkmışım, bahaneler buluyorum sürekli) gerekirse lazer ameliyatı yaptırırız vs diyerek baya uğraştırmıştı beni. Üstelik subay olma ilanı daha gazetelerde çıkmamıştı, ben olur desem şimdi bambaşka bir konumda olacaktım. Sanırım personel alımı işlerine bakıyordu bu albay, bu kadar kolay "herşeyi hallederiz" dediğine göre. :)
Aslında askerliğimi yaparken çok olay yaşamıştım, pek çoğu komikti ama zamanla unutuluyor demekki.
Hoşgeldin. Umarım sağlığın da eski haline kısa sürede döner. Geri planda olacağını söylesen de biz yine de keyifle okuduğumuz didaktik inceleme yazılarını bekliyoruz.
Murat hoşgeldin.Bende askerliği 303kd olarak zırhlı birliklerde yapmıştım.Anlattıkların benim de anılarımı canlandırdı :)
Doğma büyüme istanbullu oarak bende ankarayı hiç sevmemiştim.Nisan dönemi gittiğim için şanslıydım biraz, kış görmedim denebilir :D.
Ama nisan mayıs ayları bile berbat geçiyor.Hele etimesgut havası bi acayip oluyor.gündüz tepede güneş yanıyorsunuz sıcaktan.hafiften bulutlanma olup güneş kapandığında bu sefer donmaya başlıyorsunuz.
Gün içinde bu olayı birkaç kez yaşadın mı ,hele bünyede zayıfsa ( misal ben:) ) hasta olmadan acemiliği bitirmek imkansız.Neyse ki kolay atlatmıştım ben.
Murat Gamsız'a ben de hoşgeldin ve geçmiş olsun diyorum. Yazıyı baştan sona okudum, keyifliydi gerçekten :)
-44 derecenin ölçülmüş ve kayıtlara geçilmiş olduğu bir yerde askerlik yaptım ve yeterince anım oldu tabi. Yalniz herşeyin ötesinde söylemek istediğim birşey var: Askerlik yaparken belki bazen içinde bulunduğunuz durumdan nefret ediyorsunuz, zorluklardan ve sıkıntılardan şikayet ediyorsunuz. Hatta (genelde ücra köşelerde yapanlara mahsus ve eminim demeyen çok az insan vardır) "bu Allah'ın … ettiği yerden bir kurtulayım, bir daha asla görmek bile istemiyorum" diyorsunuz. Ama gel gör ki, yıllar geçtikçe bu değişiyor. Vay be! Ne günlerdi, neler yaşadık, keşke bir kere daha görebilsem, acaba şimdi nasıldır oralar diye aklınızdan geçiriyorsunuz. Hafiften bir özlem olmuyor değil. Tabi bu özlem dediğim, yapılan askerliğe değil de, orada yaşadıklarınızın hatırına, askerlik yaptığınız yere dair bir özlem… Çıkarken, arkanıza bakmadığınız o yeri, yıllar geçtikçe özlüyorsunuz. Ya da bu bana mı mahsus bilemiyorum artık. Ama öyle birşey işte :)
Askerlik süresince yaşadıklarınızı burada paylaşmanız gerçekten henüz askerliğini yapmamış insanlar için (ben de aralıkta gitmeyi planlıyorum ) çok yararlı olmuş. Askerden dönenler genellikle çok sıkıntı çektiklerini söyler ve askerlik hakkında hiç konuşmazlar.
Aramıza tekrar hoşgeldiniz.
Sevgili Murat çım askerlik tecrübelerini ve bilgilerini paylaşarak tan herkesin ortak derdine derman olmuşsun.Tekrardan hoşgeldin….
selam ark bende suadna burada askerlık yapnaktayım 89-2 oalrak 14. bolukteyım ark 89-3 gelenler ıcın soyluyorum aklınız var ıse bızım boluge dusmeyın cunkum bız tugay 1. olduk 3. filama almak ıcın erbas ıle carpısakcaksınız 14. boluguz bu arada ark gelen ayvayı yedo bu bolumde cok baskı olacak sımdıden ben onları dusunemıyorum cetlıs egıtım cok agır gececek bu arada bende sınava gırenler arasında ıdım cetlısa kolay ama calısın benden tavısye ark cetlıs 13ten 40 kadar ezberle sıze yeter cunku soru sorduklarında apsıp kalmayın dıye bırde bızden sonra cavuslar gıdıyor kalanlar sızı bıktıracak ark personel sayayayım sonra eklenırse bılemem verılen gorevlerı yapın sızden ıyısı yok bu en kucuk tavsıyem ama cıddye alınacak en buyugu olsun sımdıden ıyı yardırmalar
Selamlar yazdıklarınız için teşekkür ederim az Çok bilgilendirdi beni, hava lojistik ile ilgili fazla bilgi yok nette
Bende Şuan kütahyada Acemiliğimi yapıyorum Dağıtımım Hava Lojistiğe Çıkdı burdan Karargah hizmet Eri olarak 25 Gün Sonra Gidicem(Posta Oluyormus)bu konuda biraz bilgi istiyorum yardımcı olursanız sevinirim.
Postaysa rahatsınız :) Hizmet erleri içinde mıntıkacılar da var. Onlardan biri olursanız temizlik işlerine bakarsınız. Mesai bitiminden sonra kimse kalmadığı için dinlenme fırsatınız olur. Posta olursanız da şansınıza komutan mesai bitiminde gidiyorsa yine pek bir iş kalmaz arkasından.
Teşekkür ederim
valla arkadaslar bende kutahya havacıya dustumm hayırlısı ne ise olsunnn
Üstadım enfes bir yazı olmuş. Ben de 12 agustos da teslim oluyorum HAVA KUVVETLERİ ER EĞİTİM TUGAY KOMUTANLIĞI na. Kuvvetim HAVA KUVVETLERİ, sınıfım HAVA. Benim endişe ettiğim bir kısım var. Gitmeden alışveriş yaparak çok salaklık ettiğimi düşünüyorum. Üstüne bir de yeşil iç çamaşırı aldım daha da salaklık ettiğimi düşünüyorum. Yeşil iç çamaşırında bir problem çıkarırlar mı? Havacıların mavi giydiğini söylerler ama, alışveriş yaptığım yer "Şirin baba gibi sırıtırsın koğuşta, hiç gerek yok. Bende kütahyada yaptım. Şirinler diyorduk biz mavililere" dediği için yeşil aldım. Sen de yazında "yeşil iç çamalırı alın" yazmışsin.
Komutanların hiçbiri askerin donunun rengiyle uğraşmaz :) Hiçbiri de öyle bir detayı merak etmez. Bizim koğuşlarda mavi renk çok nadirdi. Şu detay var yalnız. Yazın gidecekler, kamuflajlarını çıkartabiliyor izin varsa. Bu durumda yeşil atlete izin vermeyebilirler. O yüzden mavi atlet alın siz.
bende kütahya ya havacı gidiyorum bilgiler için sağol tugay şimşek orda görüşürün yarın teslim oluyoum
cömezim insallah hava lojıstık komutanlıgına duersın seni bekliyorum gelde askerlıgım bıtsın burası cok guzel gelırsen gorursun
Bu Gece yola çıkıyorum yarın sabah ankaradayım Aştide indikten sonra hava lojistik komutanlığına nasıl gidicem en rahat yoldan.
Ben taksiyle gitmiştim bilmediğimden ama üzerinde 500'lü sayılar gördüğünüz her otobüs gider. Durak bulmak kafi. Minibüsler de var. Zor değil yani.
hava lojistik komutanlıgı asi yangıncı safak 12den sonra 257 herkese slmlar….
slm üst devrelerim dedelerim,bende acemiliği kutahya usta bırlıgı ise ankara hava lojıstık komutanlıgında yapmaktayım sevgılı ust devrem murat harbi hiç bir seyi eksiz yazmıssın tebrık ederm teskereyi almişsin allah bize de nasip etsin insallah 89*1kral tertip balıkesirli e-mail:ugurguder325@hotmail.com hepinize sivil hayatınızda basarılar….
mrb benim kardeşim kütahyada havacı çok sıkılıyo kafayı yiyecek kötü biryermi acaba
Murat bey harika anlatmışsınız çok teşekkürler:)
bnde askerlıgımın acemılıgını orda yaptım eger 4,boluge dusersenız welcome to hell(cehenneme hosgeldınız) demekten baska bısey dıyemırum 89/4ler:D
harika bir anlatım olmuş, yaşadıklarımın karbon kopyası olmuş :)
bızde orda yaptıkkk askerlıgımızı hv.p.bl.çvş olarak yaptımm 2 b öluktee hemdee
s.a herkese..abılerım kardeslerım sayqılarımla ..öncelıkle bu paylasım ıcın cok tsk ederım kardesımıze baya bılgılendırdı benı we kötu olan bende kutahya-hawacı er eqıtım tuqayına dustum :(
327. kısa dönem kütahya hava er eğitim komutanlığında acemiliğimi yapan biri olarak yazıyı çok beğendim anılarım canlandı yazılanlar iğneden ipliğe kadar doğru çok güzel bir yazı olmuş tebrikler bizden sonrakilere çok güzel bir kaynak
s.a cümletten bende 89/4 b olarak gidiyorum 15 ocakta kütahya merkz havacı olrak okuduklarım çok güzel hikayelerdiinş bizimkide biter burda hikayelerimi anlatırım yazılanların işime yarıcağından eminm tekrr tkrar tşk.ederim
Ben kara cıkar diye yesil aldım iclikleri hava cıktı…yesilde goturebiliyor muyuz?
Sorun olmaz :)
slm herkese Bende 12 aralıkta acemiliği Kütahyada yapıcam. Tek sorum var . Acemilik sonrasında havacılar coğunlukla dağıtılıyor diyorsunuz, nerelere gönderiyolar?
Hava üslerine dağılıyorlar. Çok yerde var. ELbette karacılar kadar çok yere dağılamıyorsunuz ama Diyarbakır'dan İzmir'e Adana'ya kadar birçok yer var.
331. Dönem itibariyle kısa dönem askerliğim Kütahya'ya çıktı. Murat arkadaşım sana çok teşekkür ederim gerekli bütün bilgileri vermişsin. Geri kalanını da gidince göreceğiz sanırım :)
Bunun dışında bir Türkçe Öğretmeni olarak yazını ve üslubunu çok beğendim. Ellerine ve parmaklarına sağlık dostum :) Sen hep yaz bence bunu eksik etme.
Mayıs 20'ye kadar yazmış olduğun her bilgi bana yardımcı olacaktır elbet. Teşekkür ederim tekrardan, sana hayatında başarılar dilerim.
Rica ederim. Lojistik Komutanlığı'na düşersiniz inşallah :)Hayırlı tezkereler :)
ben oraya ulaşımı merak ediyorum arkadaşlar yardıcı olabilecek birileri var mı bu konuda ankaradan otobüsle gideceğim kütahya'ya şimdiden teşekkürler yardımcı olacaklara… tertipler görüşmek dileğiyle orada kalın sağlıcakla
Kütahya'nın rezil bir terminali var oraya gideceksiniz oradan gidiş çok kolay olacak. En kötü bir taksi bulursunuz belki. Son gidişiniz konforlu olur :) Gerçi ben taksi gördüğümü hatırlamıyorum ama minibüs vs bir şey mutlaka olur.
teşekkürler artık ordan tertiplerle gidicez desene :D
Saygılar Murat Bey.
Ben kahramanmaraş'tan yazıyorum. 89/4 2.Grupta Havacı Olarak Askere gidicem…yazınızı beğenerek okudum Elinize ve dilinize sağlık… Biraz olsun gözümde canlandırıyorum yazınıza göre ama görmek gibisi olmaz herhalde…Teşekkür Ederim bilgilendirdiğiniz için…